26.07.2016

ŞUBAT AYI ORTASINDA YAZ TATİLİ: PATTAYA

ŞUBAT AYI ORTASINDA YAZ TATİLİ: PATTAYA, Neslihan Kanlıcaoğlu Demir | 26.07.2016

Sömestr öncesi çocuklara size sunduğum başlıktaki öneri ile gittiğimde tam anlamıyla evde bir cümbüş yaşandı. Hele ki tatile kendi yaşlarına yakın bir arkadaşlarının da geleceğini söylediğimde itiraf edeyim cümbüş iki katına çıktı.:)  Sömestr tatilinde adet olduğu üzere  “Kış / Kayak Tatili” yapmıyor olup denize, pardon pardonnn okyanusa girecek olmanın bizimkilere pek de “havalı” geldiğini de özellikle belirtmek isterim.:)

Bu tatilimizi sadece “anneler ve çocuklar” olarak planladık. Türk Hava Yolları’nda çalışıyor olmanın sağladığı avantaj ile anneme de teklif sundum ancak sağlık sorunları nedeni ile 9 saatlik bir uçuşa sıcak bakamadı maalesef. Böylece bu avantajdan sadece iş arkadaşımın annesi faydalandı ve biz “anneler & çocuklar tatili” için hemen organizasyona başladık.

Rotamızı Tayland’ın önemli turistik şehirlerinden biri olan ve başkent Bangkok’un 165 km güney doğusunda bulunan Pattaya olarak belirlemiştik zaten. Sonrasında atılacak ilk adım kalınacak otelin seçilmesi idi. Bu aşamada biraz “armut piş ağzıma düş” durumundan yararlandığımı itiraf etmeliyim; zira bizim planımızdan hemen önce ve aşağı yukarı bizimle aynı tarihlerde Pattaya’ya seyahat edecek başka bir arkadaşın otel önerisine balıklama atladık. Kalmayı kararlaştırdığımız Royal Cliff Beah Otel’in ilgili birimi ile yazışıp çok uygun bir fiyat alarak her aile için birer “Mini Family Suit” ayarladıktan sonra seyahat günümüzün gelmesini bekledik.

İnternette yaptığımız araştırma sonucunda Bangkok Havalimanı ile Pattaya arası mesafenin araba ile yaklaşık 1,5 saat sürdüğünü ve bu mesafe için taksilerin 1500-1800 Baht arası ücret aldıklarını öğrenmiştik. Kalacağımız otele bizi havaalanından alacak bir servisleri olup olmadığını sorduk. Sonunda otelin bize sunduğu, biraz daha yüksek ücretli olan mini van önerisini kabul ettik.

Çok keyifli ve rahat bir yolculuğun ardından Bangkok Havalimanı’na sabah 09.30’da indik. Uçak körüğe yanaşmış olsa da indiğinizde ilk hissedeceğiniz şey sıcak ve nemli bir hava.:) İstanbul’un karlı havasından çıkıp gelen bizler için bu hava süper bir karşılama oldu. İkinci olarak özellikle bahsetmek istediğim şey ise sizinle karşılaşan her insanın başlarını öne eğmek ve ellerini çene hizasında birleştirmek sureti ile verdikleri selam.:) Tüm bu güzel hisler bizleri sarmalarken pasaport kontrolünden çıkıp bizi 3 no’lu çıkışta bekleyeceği bildirilen aracımıza doğru yürümeye başladık. Aracımız söz verildiği gibi mini van idi, bir sürpriz yaşamadık. Çoluk çocuk araca doluşup Pattaya’ya doğru yol almaya başladık. O kadar uzun yoldan sonra biz de dayanamadık, araçta çocuklar gibi uykuya teslim olduk elbette.

Otele geldiğimizde saat neredeyse 12.30 olmuştu. Odalara yerleşip hemen çocuklara söz verdiğimiz üzere havuza indik. Çocuklar havuzda keyif yaparken biz de anneler olarak tatil planlarımız üzerinden bir kez daha geçip kendimizi güneşin verdiği huzura teslim ettik.

Pattaya’da vakit geçirilecek iki ünlü cadde var; biri Walking Street, diğeri Beach Road. Walking Street akşam 18.00-02.00 arası trafiğe kapatılıyor. Bu caddede sağlı sollu gece kulüpleri, her türlü yemek seçeneği ile çeşitli restoranlar, barlar, kafeler ve sokak satıcıları bulunmakta. Beach Road ise Pattaya’nın en uzun plajına sahip ama burada denize girmenizi hiçççç önermiyorum, zaten denizin o kirli kahverengine dönmüş rengini görünce kimse girmek istemez. Beach Road, Walking Street’e kıyasla çok daha nezih bir cadde. Burada da her tür zevke hitap eden restoranlar, masaj salonları, kafeler, sokak satıcıları ve büyük alışveriş merkezleri mevcut.

Akşam olduğunda daha önce edindiğimiz bilgiler ışığında bir taksi çağırıp Walking Street’e doğru yola çıktık. Otel-Walking Street yönünde taksi ücretleri fiks: 300 Baht. Bu da yaklaşık 25-30 TL yapıyor. Burada biraz yürüyüş yapıp, karnımızı doyurup, birkaç hediyelik eşya aldıktan sonra yine bir taksi çağırarak otelimize geri döndük. Taksi şoförü ile ertesi sabah bizi fil parkı ve kaplan parkına götürmesi üzerine 1800 Baht’a anlaştık.

Sabah erken saatlerde kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra bizi bekleyen taksiye binip yola çıktık. Fillerin üzerinde gezintiye çıkacağımız yer Pattaya Elephant Village olarak adlandırılmış; otelimize yaklaşık 40dk mesafede bulunuyor. Girişte ne tür bir tur istediğiniz soruluyor. Öneriler arasında fil gezisi, atv’ler ile gezi, atış talimi, ağaçlar arasına gerilen ipler ile bir ağaçtan diğerine uçma:) gibi aktiviteler vardı; biz sadece fil üzerinde 30 dk gezme aktivitesini seçtik. Ücret kişi başı 600 Baht (yaklaşık 55-60 TL).

Bir file en fazla 2 kişi binebiliyor. Filler üzerinde ormanda 30 dk gezdik. Gezi sırasında her fil sorumlusu filden aşağı inip telefon veya fotoğraf makineniz ile sizin resimlerinizi çekiyor o sırada siz, daha önce size verilen muzlar ile fili besliyorsunuz, çokkkk keyifli.:) Dönüşe birkaç yüz metre kala fil sorumlusu hemen fildişinden yapıldığını iddia ettiği hediyelikleri satmak üzere ortaya çıkarıyor, fazla ısrarcı olmasalar da ilk “hayır” demeniz etkili olmuyor ve birkaç defa tekrarlamak gerekiyor.

Siz çevrede dolaşırken çalışan personel tarafından resimleriniz çekiliyor. Çekilen resimler çıkışta size satın almanız için farklı şekillerde (masa saati, çerçeveli vb) sunuluyor; alıp almamak size kalmış. Biz masa saati olarak dizayn edileni satın aldık (300 Baht).

Buradan ayrılmak üzereyken kapı girişinde bize kocaman bir yılan ve kocaman bir kuş gösterdiler. Kuş cazip gelmese de yılan hoşumuza gitti, az buçuk İngilizceleri ile yılanı omuzlarımıza almamızı teklif ettiklerini anladık ve aldık da. Ihhhh, buzz gibi bir hayvan, tecrübe ile sabit.:) Bu teklif meğer ücretli imiş. Yılan için bizden para istediler (150 Baht), ancak biz teklif öncesinde bize paradan bahsetmedikleri söyleyerek ücret vermeden çıktık.

Buradan ayrılıp Kaplan Parkı’na doğru yola koyulduk. Parka geldiğimizde taksi şoförü ısrarla giriş biletlerini kendi almak istediğini söyleyerek epey ısrarcı oldu. Normal şartlarda giriş bileti yetişkinler için 450 Baht, çocuklar için 200 Baht ancak kendisi bizden 6*450 Baht isteme konusunda epey ısrar etti. Biz önce kibarca “hayır, biz alırız” desek de ısrarını sürdürdüğünden (artık İngilizce mi anlamıyor yoksa "belki kandırırım" diye mi düşünüyor bilemedik) taksinin kapısını açarak indik ve doğrudan bilet gişesine gittik. Kendisi de arkamızdan geldi, bilet fiyatlarını gösteren tabloyu kendisine gösterdik ama hiççç alınmadı ve yaptığı tekliften utanır bir davranış göstermedi. Neyse, biz de hiççç keyfimizi bozmadan biletlerimizi alıp içeri girdik. 

Elimizdeki broşürde gösterilerin belirli saatlerde yapılıyor olduğu belirtildiğinden ilk gösteri saatini kaçırmamak üzere doğruca fil gösterisinin yapıldığı yere doğru hızlı adımlarla ilerleyip gösteriyi seyrettik. Fil gösterisi sonrasında broşürde özellikle dikkatimizi çeken yer olan “minik kaplanları biberon ile besleme” kısmına doğru yürüdük. 200 Baht (15-20 TL) karşılığında bir banka oturuyorsunuz, üzerinize kaplanın tırnağının sizi çizmemesi için bir havlu örtülüyor ve yaklaşık 1dk kadar minik bir kaplanı biberon ile besliyorsunuz. Bizim ufaklıklar bu kısımdan acayip keyif aldılar o kadar ki minik kaplanı neredeyse alıp evlerine götüreceklerdi.:)) Minik kaplandan vazgeçmeleri kolay olmadı tabii ama timsah gösterisini izlemek üzere yola çıkmaya ikna oldular. Timsah gösterisi de hem bizim çocuklarımızın hem de diğer izleyicilerin alkışları ile sona erdi.

Sonraki durağımız Bengal kaplanlarının gösterisi idi. Bu gösteriyi de keyifle izledik ve tema parkında başka neler var diye keşif yürüyüşüne çıktık. Hazır gösteri saatine yetişmek gibi bir telaşımız olmadığından arkadaşımın annesi ayaklarına keyifle “balık masajı” yaptırırken biz çocuklarla timsahlar kısmına gidip elimizdeki bambu çubuklarına bağlanmış tavukları onlara yemek olarak ikram ettik.

Parkta yaklaşık 3,5-4 saat geçirdikten sonra artık otele gidip dinlenme zamanı gelmiştir diye düşünerek ve aklımızda “acaba taksi şoförü biletleri ondan almadığımız için bizi burada bırakıp gitmiş midir” sorusu ile çıkışa ilerledik. Aslına bakarsanız o günün ücretini peşin olarak vermediğimizden içimiz biraz olsun rahattı ama kesin olarak emin olamazdık.:) Neyse ki şoför bizi kapıda karşıladı ve bizler 35 C° sıcağın altında dolaşmanın verdiği tatlı yorgunluk ile otele gidip kendimize birer çay koyup balkonumuzda keyif yaptık.

Akşam olduğunda yine bir taksi çağırıp bu kez Beach Road’a doğru yola çıktık. Beach Road için taksi ücreti 400 Baht (35-40 TL gibi). Akşam yemeği için biraz daha Avrupai (sanırım aslen Amerikan) tarzı olan Hooters adlı restoranı seçip içeri kurulmuş rodeo düzeneğinde rodeo yapmayı çalışıp yere kapaklananları seyrederek yemeğimizi yedik. Yemek sonrası çocukların ısrarı ile bir de Starbucks’ta kahve keyfi yapıp yine bir taksi ile otelimize geri döndük.

Tatilimizin bu gününü Mercan Adası (Coral Island) için ayırmıştık. Daha önce öğrendiğimiz kadarı ile merkezden (Beach Road) kalkan 20-50 kişilik tekneleri kullanarak adaya ulaşım sağlanıyormuş, dönüş de aynı şekilde yine merkeze oluyormuş. Bizde sabah erkenden uyandık, kahvaltımız yaptık ve taksi çağırmalarını rica etmek üzere görevliler ile konuştuk. Bir de öğrendik ki bizim otelin sürat botları varmış, hem de 6 kişilik, tam bizlik yani. Bu haberi duyunca çokkk sevindik zira bota sadece biz biniyor olacaktık; kaptan adada bir yere demir atıp bizi bekleyecek ve biz ne zaman istersek otele geri getirecekti. Bir nevi VIP turu :), değmeyin keyfimize. Bu teklife balıklama atladık tabii, üstelik diğer şekilde yapmak ile bu şekilde gitmek arasında toplamda sadece 1000 Baht (95-100 TL) fark verecektik. Direkt olarak otelden hareket ediyor olacağımızdan ve istediğimiz saatte geri dönüyor olacağımızdan bu teklif oldukça cazip geldi. 

İçimiz kıpır kıpır otelin kumsalına doğru yürüdük, sürat botumuz orada bizi bekliyordu.:) Tam bize göre 6 kişilik mini bot. 

Botun içinde zıpp zıpp zıplayarak gerçekten ama gerçekten oldukça hızlı bir şekilde yol aldık ve yaklaşık 25 dk sonra beyaz kumlar, pırıl pırıl denizi ile işte Mercan Adası’na ulaşmıştık. 

Kaptanın bize, merkezden kalkan teknelerin buraya 1 saatte ulaşıyor olduğunu söylemesi üzerine keyfimiz iyice yerine geldi. Mercan Adası’nın bizim ulaştığımız kısmı en büyük plajıymış (Tawaen Plajı). Burası neredeyse hiç el değmemiş gibi; güneşlenmeniz için basit şezlonglar ve şemsiyeler var, 100 baht (8-10 TL) gibi cüzzi bir miktar karşılığında kiralanıyor. Çevrede birkaç deniz ürünü satan restorant ve kafe mevcut. Su sporlarını sevenler için bizim gördüğümüz aktiviteler parasailing, banana bot, jet-ski. Dilerseniz bunları tercih edilebilir veya sadece şezlongunuza uzanıp tatilin keyfini çıkarabilirsiniz - ki biz aynen böyle yaptık.:)

Ehh artık otele dönme vakti geldi diyerek istemeyerek de olsa VIP botumuza :) binip dinlenmenin verdiği huzur ile otelimize yine zıplaya zıplaya geri döndük. Sabah erken yola çıktığımız için kalabalık olmayan sahil biz döndüğümüzde çeşitli hediyelik eşya satan, masaj önerisinde bulunan, saçlarımızı örmek isteyen ve meyve satan yerli halk ile dolmuştu. Onlardan sadece meyve satın alarak otele çıktık.

Akşam olduğunda yine bir taksi ile Beach Road’a indik. Bir alışveriş merkezine girip çocukların eğlenmesine katkıda bulunduk. Royal Garden Plaza adlı alışveriş merkezi içerisinde “Ripley’s Belive or Not” Müzesi, “Scream in the Dark” Müzesi (biraz ürkütücü), “Ripley's Haunted” Müzesi, Louis Tussauds Müzesi gibi aktivite yerleri mevcut. Çocukların keyifli vakit geçirmelerinin ardından sokakta yaptığımız birkaç hediyelik eşya alışverişinin ardından otelimize döndük.

Dolaşırken fazla yük olmaması açısından pazardan aldığımız meyveleri bizi Beach Road’a getiren taksi ile otelimize göndermiştik. Odaya girdiğimizde poşetler yere bırakılmıştı. Tam arkadaşımın meyve poşetini alıp kendisine verecektim ki bir de ne göreyim; poşetin altından yaklaşık 10cm boyutlarında bir minik hayvancık (o an ne olduğunu tam göremedim tabii) çıktı ve koşarak TV ünitesinin altına girdi. Tabii benim yüz ifadem alı al moru mor bir hale gelince arkadaşım ne olduğunu sordu. Çocuklara belli etmeden odada minik bir hayvanat olduğunu anlattım, çocuklar da duydu tabii. Neyse onlara ufacııkkk bir böcek olduğunu söyleyerek oda servisini aradık. Neyse ki iki görevli odaya gelerek aslında kertenkele olan hayvanı (ama gerçekten 10cm’miş:)) yakalayıp gittiler. Biz de rahat bir uyku uyuduk.:)

Pattaya’daki son günümüzü hiiiçç koşturma telaşı olmadan otelin havuzundaki şezlonglara uzanarak tam bir keyif hali içinde geçirdik. Akşam olduğunda yine merkeze inip yemek yedik ve elbette Pattaya’da kaldığımız süre boyunca çok istediğimiz ayak masajını yaptırdık. Masaj; anlatılmaz yaşanır bir durum. Pattaya’da neredeyse her yerde bu tarz masaj salonları bulmak mümkün. Fiyatları ise sabit; ayak masajı her yerde 200 Baht (15-20 TL). Masaj yaklaşık 1 saat sürüyor, son 10 dakikasında ise sırt ve kafa masajı yapılarak seans sonlandırılıyor.

Veeee Pattaya’dan ayrılmak üzere sabah erkenden uyanıp bir taksi çağırarak Bankong Havalimanı’na doğru yola çıktık. Yolculuk 1 saat 20 dk sürüyor ve 1700 baht (160-170 TL) ücret ödeniyor. Uçağımıza yetişip koltuklarımıza oturduğumuzda çocuklarımız sabah erken kalkmanın verdiği yorgunluk ile uykuya geçerken bizler tatil süresince “iyi ki yapmışız” dediğimiz birçok şeyi konuşup rüya gibi geçen bu tatili yapmış olmanın verdiği tatlı huzur ile evlerimize döndük.:)

KANCHANABURI KAPLAN TAPINAĞI

Hakan Kurt
32 begenme

FARKLILIKLARLA DOLU, ENERJİK BİR ŞEHİR

Altınay Dönmez
54 begenme