10.03.2014

İSTANBUL’U DİNLİYORUM, GÖZLERİM KAPALI...

İSTANBUL’U DİNLİYORUM, GÖZLERİM KAPALI..., Zehra Nur Yurtlugil | 10.03.2014

İstanbul Türkiye’nin en kalabalık; iktisadi, tarihi ve kültürel açıdan en önemli şehridir. Üç yanı denizlerle kaplı bu güzel kent, tarihte birçok şiire ve şarkıya konu olmuştur. İstanbul hem tarihi yapıları, hem de modern çağa ayak uyduran şehirleşmesi ile herkesin mutlaka görmesi gereken bir metropoldür.

Tarihin izini sürmek ve nostaljiyi iliklerinize kadar hissetmek için ilk durağınız Topkapı Sarayı olmalıdır. Dışarıdan ihtişamı anlaşılmayan, içine girince sizi büyüleyecek olan saray, 1460-1478 yılları arasında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Dört asır boyunca Osmanlı padişahlarına ev sahipliği yapmış, devletin yönetim ve eğitim merkezi olmuş, Sultan Abdülmecit döneminde ise ziyarete açılmıştır. Haliç, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nın buluştuğu yerdeki bir tepeye kurulan sultanlar sarayı, 700 bin m2’lik bir alana yayılır. Topkapı Sarayı, ülkemizi ziyaret eden turistlerin yoğun beğenisini kazanmaktadır.

Topkapı Sarayı’na yürüyüş mesafesindeki Ayasofya kentin ziyaretçi çeken mekanlarının başında gelir. Bizans İmparatoru 1. Jüstinyen tarafından VI. yüzyılda yaptırılan ve gelmiş geçmiş en önemli mimari eserlerden sayılan Ayasofya, Osmanlı döneminde de en büyük ve en önemli ibadethane olmayı sürdürmüştür. Tarihçiler Ayasofya’nın Müslüman Osmanlılar tarafından da ibadethane olarak kullanılmasını çağın ideolojik koşullarında bir saygı jesti olarak okumak gerektiği görüşünü öne sürerler. Dünyanın 8. harikası olarak gösterilen bu ihtişamlı yapı birçok milletten insana kucak açacak hoşgörüye sahiptir. Ayasofya’ya dair sayısız hikaye de anlatılır. Mesela, İmparator Jüstinyen’in Ayasofya’ya bakarak, o zamana kadar dünyanın en büyüğü olan Süleyman Tapınağı’nı kastederek “Ey Süleyman! Seni geçtim” diye bağırdığı rivayet edilir. 1935 yılında müzeye dönüştürülen Ayasofya; devasa kubbesi, galerileri, mozaikleri, bitmeyen hikayeleri ve efsaneleriyle inşasından 15 asır sonra bile ziyaretçileri etkilemeye devam etmektedir.


Ayasofya’yı gezdikten sonra Sultanahmet turunuza kısa bir çay molası vermek için Cafer Ağa Medresesi’ne uğrayabilir, küçük tahta iskemlelerinde yapının tarihçesini okurken, çok cüzi ücretler karşılığında ders verilen “ebru” atölyesinde, amatör denemeler yapabilirsiniz.

Vaktiyle Bizans İmparatorluğu’nun yönetim merkezi olan Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak üzere VI. yüzyılda yaptırılan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’da görmek için can atılan yerlerdendir. Suların içinden yükselen mermer sütunların görkemi, ziyaretçilerin fotoğraf makinalarına sarılmasına sebep olur. Sütunların üzerinde bulunan şekillerin, Büyük Bazilika yapılırken kaybedilen birçok kölenin ardından dökülen gözyaşlarını temsil ettiği söylenir. Yine Sultanahmet’te yer alan ve Yerebatan Sarnıcı’ndan sonra İstanbul’un en büyük 2. su haznesi olan Binbirdirek Sarnıcı da, günümüze dek ulaşan tarihi yapılarımızın başında gelir.

İstanbul’un önemli sarayları da -Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı, Beylerbeyi Sarayı ve Çırağan Sarayı gibi- tüm ihtişamları ve sahip oldukları masalsı tarihleriyle sizleri keşfe çağırır. Dolmabahçe Sarayı tarihte hasbahçe olarak kullanılmış, Cumhuriyet döneminde ulu önder Atatürk’ün İstanbul ziyaretlerinde kaldığı bir mekan haline gelmiştir. Günümüzde ise yerli yabancı birçok turisti müze olarak ağırlamaktadır. Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu yer olduğundan olsa gerek, her gittiğimde tüylerim diken diken olur ve içimi bir acı kaplar.

Türk kültürünün olmazsa olmazı hamamlarında, beyaz sabunun nefis kokusuyla tazelenmek, İstanbul’da yaşayacağınız en güzel deneyimlerden biri olacaktır. Tramvay ile ulaşım sağlayabileceğiniz Çemberlitaş’ta bulunan Çemberlitaş Hamamı’nda kendinizi tarihten bir karakter gibi hissedeceksiniz. Haseki Hürrem Hamamı ve Süleymaniye Hamamı’nı da görmeden keşfinizi bitirmeyin derim.

Gezinize Gülhane Parkı’nda devam edebilirsiniz. Osmanlı Devleti zamanında hasbahçe olarak kullanılan parkta; rengarenk çiçeklerle ruhunuzu canlandırabilir, mütevazi bir öğle yemeği yiyip, üzerine de orta şekerli bir Türk kahvesi yudumlayabilirsiniz. Doğanın ve tarihin iç içe olduğu bu mekanda, fotoğraflamaktan büyük zevk alacağınız birçok alan keşfedeceğinize eminim.

“Şöyle güzel bir kahvaltı edelim ama hem denize nazır olsun, hem de tarihi olsun” derseniz, İstanbul size yine çok cömert davranacaktır. Rumeli Hisarı, Anadolu Hisarı ve Yedikule Hisarı çevresindeki mekanlarda Türk usulü serpme kahvaltıyı deneyebilir; bir yandan da hisarların tarihi dokusunun tadını, manzara eşliğinde çıkarabilirsiniz.

Alışveriş için bin bir seçeneğin olduğu İstanbul’da; dilerseniz Taksim’deki İstiklal Caddesi’nde ve Nişantaşı’nda boydan boya uzanan butiklerin tadını çıkarın, dilerseniz birçok AVM arasından size en yakın olanını tercih edin. Ama eğer alacağınız ürünlerde Türk kültürünün yansımasını görmek istiyorsanız Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı doğru adres olacaktır. Büyük mağazalar dışında alışverişlerinizde pazarlık etmeyi deneyebilirsiniz.

Tüm gün süren yorgunluğunuzu şık bir akşam yemeğiyle bitirmek keyfinizi yerine getirecektir. Dilerseniz İstanbul Boğazı’nın müthiş manzarasına sahip birçok restoranda Türk mutfağının eşsiz damak tadı ile buluşabilir, dilerseniz Kız Kulesi’ne geçerek yemek keyfinizi burada da sürdürebilirsiniz. Ayakta atıştırmak isterseniz Eminönü’ndeki balıkçı teknelerinden balık ekmek deneyebilirsiniz.

Eğer İstanbul ziyaretiniz havaların güzel olduğu bir döneme denk geliyorsa şanslısınız.  İstanbul’un Prens Adaları - benim favorilerim Heybeliada ve Büyük Ada - mistik havasıyla sizi misafir etmekten mutluluk duyacaktır. Ada halkının sıcakkanlılığı ve butik otellerin sevimliliği ile kendinizi büyük şehrin karmaşasından sonra sakin bir sayfiye kasabasında gibi hissedeceksiniz. Fayton ile kısa bir ada turundan sonra yorgun bedeninizi Marmara Denizi’nin serin sularına bırakabilirsiniz. Akşamüzeri, güneşin denizdeki yansımasıyla, Türk kültürüne ait bir fasıl dinleyebilir, tazecik balıkların nefis tadıyla kendinize bir ziyafet çekebilirsiniz. Heybeliada’daki Heyamola Ada Lokantası’nı deneyebilirsiniz.

Türk misafirperverliği size her şehrinde kucak açar ama İstanbul da sizi bir başka ağırlar…

Not: Yazının başlığı, ünlü Türk şair Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” isimli şiirinden alıntıdır.

ÇOCUKLARLA İSTANBUL TURU

Neslihan Kanlıcaoğlu Demir
55 begenme

'EVRENİMİN BAŞKENTİ' İSTANBUL

Hande Erol
19 begenme