20.09.2016

MARDİN: 'GÜNDÜZLERİ SEYRANLIK, GECELERİ GERDANLIK'

MARDİN: 'GÜNDÜZLERİ SEYRANLIK, GECELERİ GERDANLIK', Hande Erol | 20.09.2016

Derler ki, “kendini bilmek isteyen yola çıksın”. İşte ben de, kendi kendime seslendiğim günlerden bir gün aniden yola çıktım ve bir anda Mardin’de buluverdim cismimi… Mesleğimden ötürü zaten sürekli yollarda olan ben, neden Mardin’de karar kıldım pek de emin değilim ancak Mardin resmen çağırdı beni. Oraya gitmem lazımmış gibi hissettim bir an, içimdeki sese kulak verdim, çok da iyi ettim.

Mardin Havalimanı’na indiğim ilk an karşılaştığım korkunç sıcaklık karşısında derhal pişman olduğumu, ne demeye yola çıktığımı kendime sorduğumu, sonra da “kendini bilmeye çıktın Hande’cim” diye ruhuma teselliler yağdırdığımı dün gibi hatırlıyorum.:) Evet havası sıcak, hem de çok sıcaktı ama sokakları da, ruhunuza işleyen güzel insanları da, belediyede resmen kadrolu olarak görev yapan, 644 numaralı memurluk mevzuatına tabi çöpçü eşekleri de sıcaktı Mardin’in.:) O kadar tatlıydılar ki, eşeklere bakıp bakıp kahkahalar ile gülmeye başlayan ben, “karşınızda birer devlet memuru bulunmakta, lütfen ciddi olunuz” uyarısı karşısında nasıl toplayacağımı bilememiştim.:) 

Yeni bir yere gittiğimde ilk işim aylak aylak gezmektir benim bilmediğim sokaklarda, çünkü bilinmezlik bana daima ilgi çekici gelmiştir. Ne otel rezervasyonu yaptırırım ne de detaylı bilgi alırım, ben sadece göçerim bilinmezliğe doğru… İyi ki de göçmüşüm, “Güneydoğu’nun İncisi” Mardin’e…

Bir kere baştan anlaşalım, Einstein zamanın izafi olduğuna dair olan o meşhur teorisini Mardin’de bulmuş olmalı. Gerçekten de izafi işte, zaman akmıyor Mardin sokaklarında. Zannedersiniz ki tutunup kalmış dakikalar o evlerin damlarında…

İnsanlar güler yüzlü, insanlar iyi, insanlar sizi nasıl misafir edecekleri konusunda birbirleri ile yarışmakta. “Oooo Hostes kızımız İstanbullardan gelmiş” diye en güzel mekanlarda gezdirilmenin paha biçilemez duygusunu yaşadım ben Mardin’de. Çok kıymetli Süryani vatandaşlarımızın evlerine davet edildim mesela. Müslümanı, Hıristiyanı kardeşçe yaşayabiliyorlar işte. Ya da ben mi kendimi kandırdım bilemiyorum ama sanki "Güler yüz ve hoşgörü olunca beraber yaşamanın ne kadar kolay olduğunun kanıtıdır Mardin" gibi bir duyguya kapılmıştım üç sene önce... Şimdi de öyle misin Mardin?  Yine sokaklarında kardeşçe misin ve yine o çok şeker eşeklerin çöplerinden arındırıyor mu seni, bilemiyorum. Ama üç sene önce öyleydiler ve ben de anılarımı aktarıyorum zaten sizlere. 

Mardin’de evler var. “Evet her yerde ev var!” dediğinizi duyar gibiyim. Hayır efendim, bizler ‘ev’de filan yaşamıyoruz. Bizler her gün mezarlık provası yaptığımız, komşularımızın kim olduğundan haberimizin dahi olmadığı kutucuklarda, barınmamızı sürdürüyoruz. Mardin’de EVLER var. Kocaman avlulu, cumbalı, dantellerle süslü pencerelerinden ferahlık ve huzurun yayıldığı evler... O evlere bakıp emekli olduğunuzda mutlaka cumbalı bir evde yaşayacağınıza kendi kendinize söz veriyorsunuz… O evler ki her birinin kapısı birbirinden farklı tokmaklar ile süslü… Her tokmağın kendine has bir anlamı olduğundan bahsetmiş miydim?

Ben tokmakların ne manaya geldiğini dinlediğimde gerçekten hayrete düşmüştüm. Müslümanlara ait taş evlerin kapılarının sol kanadındaki yuvarlak kalın tokmak daha gür bir ses çıkarmakta, bu ses gelen misafirin erkek olduğunu hane halkına bildirmekte, bu sayede de kapıyı ev ahalisinden bir erkek açmaktaymış. Sağdaki daha ince sesli olan tokmak ise kadın misafirin geldiğine işaret etmekteymiş. Dış kapının üstünde, sağda ve solda Arap harfleriyle yazı ya da Kâbe resmi varsa, bu ev sahibinin hacı olduğunu anlatmaktaymış. Süryani evlerinin kuş biçimli kapı tokmakları ise “Müslümanlar Süryani evlerine kuş gibi özgürce girip çıkabilirler” manasını taşımaktaymış. Şu edebe, şu güzelliğe, şu ahenkli yaşam biçimine bakar mısınız? 

Sadece Mardin’in evleri mi çarptı beni, hayır elbette… Mesela bir Kırklar Kilisesi var ki; o nasıl bir taş süslemeciliğidir, nasıl bir işçilikle bezeli duvarlardır öyle… Nasıl bir görkeme sahiptir kendisi küçük ama manası büyük kilise. Gidip mutlaka görmelisiniz, gerçekten tüylerinizin ürpereceğine ve duvar sanatı karşısında şapka çıkaracağınıza eminim. 

Mardin’de gezilecek görülecek o kadar çok mekan var ki, hangisini size aktarabileceğim konusunda endişe duymaktayım. Beşinci yüzyılda yapılan ve Süryanilerin önemli merkezlerinden olan Deyrulzafaran Manastırı, “Güneydoğu’nun Antik Efes’i” olarak bilinen Dara Harabeleri, 7 asırlık bir tarihe sahip olan Kasimiye Medresesi, 14. yüzyılda yapılan ve mükemmel taş oymaları ile dikkat çeken Zinciriye Medresesi, Mardin’in kentsel oluşumunun ve yaşam kültürünün sergilendiği Sabancı Şehir Müzesi, “Kartal Yuvası” olarak da anılan Mardin Kalesi ve daha nicesi…

Cami ise camilerin en güzeli ile ezan sesi karşınızda… Çan sesi mi aradınız, o da en güzel kiliseden yayılmakta Mardin sokaklarına… Akşam ezanının; ayaklarınızın altında sere serpe yatan Mezopotamya’yı kapsayacak şekilde konumlandırılmış olan Cami-i Kebir’den (diğer adıyla Mardin Ulu Cami) okunmaya başlanmasıyla beraber karanlık çökmekte tarihin en eski medeniyetine… Bir yanda çan sesi, diğer yanda ezan sesi ile akşamları gerdanlık gibi gözüken Mezopotamya’nın ihtişamı karşısında duygulanmamak elde değil. E ne demişler, “Mardin gündüzleri seyranlık, geceleri gerdanlık”... Gerçekten de öyle. Ben çok duygulanmıştım, nedenini bilmememe rağmen. Bir garip oluyorsunuz sebepsiz yere gördüğünüz o güzellik karşısında...

Bu kadar duygusallık yeter diyerek kendimi Mardin’in yöresel yemeklerine atmam bir olmuştu, zira yemek yemek gibisi var mı şu dünyada? :) Mardin çiğ köftesi mi desem, kebabını mı saysam, hangisini size anlatarak canınızı çektirsem, ağzınızı sulandırsam bilmiyorum inanın… Ben açgözlüler gibi tıka basa yemiştim… Yemek sonunda gelen o acımtırak tattaki mide dostu kahve mırra’yı bilmeyeniz yoktur sanırım. Bir kahve, bir kızı isteme töreninde ne kadar acı olursa ve erkek bundan ne kadar içerse, o evlilik o kadar dayanıklı olurmuş, bunu da eklemek isterim. :) 

Bakırcılar Çarşısı’ndan gerçekten ince bir el işçiliğine sahip telkarilerden, Şahmeran figürlü nazar boncuklarından satın alarak nazarlardan korunacağıma inandırıldığım bir üç gün geçirmiştim Mardin’de. Kendimi buldum mu, kendimi Mardin’de mi bıraktım pek emin değilim ama yaşamın ne kadar huzurlu olabileceğini bana hatırlatan bir şehir oldu Mardin. 

Bilmek isteyen yola çıkar...

Kendini hatırlamak isteyenlere selamlarımla…

Dipnot: Mardin tatlı sucuğunu yemeden sakın ama sakın evinize dönmeyin. Kilolarca satın alıp evinize getirin, hatta bana da. :) 

MASALLAR ŞEHRİ MARDİN

Emir Can Kılıç
46 begenme