More

    Sao Paulo’yu keşfediyoruz

    Uzun zamandır gitmek istediğim bir yere gidiyordum, heyecanım doruk noktadaydı. Yaklaşık 14 saat süren bir uçuşun ardından Brezilya’nın en büyük şehri olan Sao Paulo’ya vardık.

    Turkish Airlines Blog
    Turkish Airlines Blog

    Yazar ekibimiz tarafından yönetilen bu hesapla, seyahat tutkunları ve keşif meraklılarının keyif alacağı blog içerikleri üretiyoruz.

    Özenle hazırladığımız içeriklerimiz aracılığıyla ilham vermeyi, bilgilendirmeyi, heyecanlandırmayı, eğlendirmeyi ve küçük ipuçları ile yolculuğunuzu kolaylaştırmayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda yola çıkmanın yenileyici ve özgürleştiriciliğini sizlere tekrar hatırlatmak istiyoruz.

    Çünkü Tolstoy'un dediği gibi: “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar; Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir...”


    Pasaport kontrol işlemlerini hızlı ve kolay bir şekilde hallettik. Türk vatandaşları Brezilya’da 90 güne kadar vizesiz kalabiliyor, önceden veya girişte vize almakla uğraşmak gerekmiyor.

    Havaalanında çıktıktan sonra şehrin güvenli bir bölgesinde olan otelimiz Grand Mercure’ye doğru yola koyulduk. Sao Paulo güvenlik açısından biraz sıkıntılı bir şehir; bu yüzden otel seçimi yaparken lokasyonuna dikkat etmekte fayda var.

    Sau Paulo’da toplam 3 gün kalacaktık ve şehri gezmek için çok vakit yoktu. Otelde kahvaltımızı yaptıktan hemen sonra şehri keşfetmek için kendimizi dışarı attık. Yanımda İspanyolca bilen bir arkadaşım olduğu için kendimi biraz daha rahat hissediyordum. Resmi dili Portekizce olan Brezilya’da, İngilizce pek bilinmiyordu ama İspanyolca ile iyi-kötü iletişim kurulabiliyordu.


    İlk Durak: Paulista Caddesi

    Şehrin merkezi olarak kabul edilen Paulista Caddesi’ne ulaşmak için bindiğimiz takside ilerlerken etrafı inceledim;  her tarafta yoğun bir trafik ve gökdelenler vardı. İlk izlenimim Sao Paulo’nun Buenos Aires’ten daha güzel olduğuydu.

    Yirmi-yirmi beş dakikalık bir yolculuk sonrası Paulista Caddesi’ne vardık. Bu bölgenin, kentin en güvenli noktası olduğunu duymuştuk. Yüksek binalara ev sahipliği yapan, 2.8 kilometre uzunluğundaki Avenida Paulista, Sao Paulo’nun en önemli caddelerinden biri. Paulista üzerindeki FIESP veya sanat müzesi olarak hizmet veren MASP gibi binalar mimariye meraklı ziyaretçilerin ilgisini çekecektir ama bana sorarsanız, etrafta pek de görülesi bir şey yok. Vaktiniz bolsa, “Paulista’ya da uğradık” demek için gidebilirsiniz.


    Churrascaria Rodizio: Brezilya usulü steak house

    Uçağa bindiğim andan beri aklımda vardı; ne yapıp ne edip mutlaka bir tanesine gitmem gerekiyordu. 🙂 Malumunuz Brezilya’nın et lokantaları çok meşhur. Brezilya’ya kadar gitmişken bu fırsatı kaçırmak olmazdı.

    Bu et lokantalarının özelliği şu: Masanıza bir kart koyuyorlar. Kartın bir tarafı kırmızı bir tarafı yeşil oluyor. Siz kartınızın kırmızı tarafını çevirene, yani doydum artık diyene kadar, her 10 dakikada bir hayvanın farklı yerlerinin etlerini servis ediyorlar.

    Bizim gittiğimiz mekanın ismi Vento Haragono’ydu. Sanırım adam başı 1 kilo et yemişizdir. Servisten ve etlerin lezzetinden çok memnun kaldık. Toplam hesap 438 Real tuttu. Biraz pahalı fakat mutlaka uğramanız gereken yerler arasında yer alıyor. Yemeğin yanında Guarana denilen içeceği tavsiye ederim.


    Tarihi bir gar: Estaçao Da Luz

    Ziyaret listemde yer alan bir diğer mekan, tren istasyonun merkezi Estaçao Da Luz’du. Arabamızı Pinacoteca yakınlarında bir yere park ettikten sonra yürüyerek tren istasyonuna gittik. Bu arada Pinacoteca da Sau Paulo’nun düğün alışverişlerinin yapıldığı bir yermiş.

    Luz İstasyonu’na ulaştığımızda tarihi bir binayla ve bizim gibi oradaki atmosferi yaşamak isteyen birçok turistle karşılaştık.  İçeriye girdikten hemen sonra iki tren aynı anda durdu. O anı anlatmak çok güç. Binlerce insan trenden iniyor, binlercesi de trene binmek için bekliyordu. Tam bir insan seliydi. Yukarıda olduğumuz için kalabalığa değmesek de, insan selinin yarattığı o büyülü atmosferi içimizde hissettik.

    Estaçao Da Luz’dan çıkınca, garın tam karşısındaki Parque Da Luz isimli parka da uğramanızı öneririm. Çok büyük bir park olmamasına rağmen biz gezerken çok eğlenmiştik. Park o kadar yeşil ve güzel ki, gerçekten etkileniyorsunuz.


    Kent pazarı: Mercado Municipal

    “Bir ülkeyi yakından tanımak istiyorsanız oranın pazarına gidin” derler ya, biz de aynen öyle yaptık. Şehrin en ünlü pazar yeri olan Mercado Municipal, Cantairera Caddesi’nde kapalı bir alanda yer alıyor. İçeriye girer girmez sizi ağır bir balık kokusu karşılıyor. Biraz yürüdükten sonra oranın aktarlarını, sonra da tropikal meyvelerin satıldığı manavları görüyorsunuz. Pazarda dolaşırken manavların olduğu bölümü gezmenizi özellikle tavsiye ederim. Hayatınızda göremeyeceğiniz meyveleri burada görebileceğinizden emin olabilirsiniz. Hazır manavları gezerken Mamao ve Jabuticaba denilen meyvelerin mutlaka tadına bakın. Ben çok beğendim, siz de beğenirsiniz diye tahmin ediyorum. Pazar yerinin 2. katı tamamen kafelerden oluşuyor. Yukarı çıktığınızda kalabalığı görüp şaşırmayın. Bütün Sao Paulo oraya yemek yemeye gelmiş gibi hissedebilirsiniz. 🙂 Biz orada Mortedela Brazil yazan mekana gittik ve Carne Seca yedik. Hem yemekleri güzel, hem de fiyatlar uygundu.


    Keyfin adresi: Ibirapuera Park

    Benim Sao Paulo’da gezdiğim en keyifli yerdi. Park hem çok güzeldi, hem de otelimize yürüyüş mesafesindeydi. Öyle güzel bir park yapmışlar ki anlatamam size. Parka akşam saatlerinde gitmemize rağmen orada bir sürü insanı spor yaparken göreceğimizi hiç hayal etmemiştik açıkçası.  Yürüyüş yapanlar mı, koşanlar mı, kaykaya binenler mi dersiniz; herkes parkın keyfini çıkarıyordu.


    Bohem semt: Vila Madalena

    Arkadaşlarım akşam yemeği için Vila Madelana semtine gitmek istiyorlardı. Çok yorgun olmama rağmen ben de onlara eşlik ettim. Otelimizden taksiyle 30 dakika içinde oraya vardık. Sao Paulo’ya yolunuz düşerse; sanat galerileri, kafeleri ve Bohem semt sakinleriyle ünlü Vila Madelana’yı sakın atlamayın; çok keyif alacağınızı düşünüyorum.

    Etrafı biraz gezdikten sonra Sao Cristavao isminde bir restorana girmeye karar verdik. Bu mekanın özelliği içerde dünyanın her bir tarafından takımlara ait bir şeylerin olmasaydı. Tabi fanatik Fenerbahçeli olarak gözlerim hemen sarı lacivert renkleri aradı. Fenerbahçe formasını ve atkısını tavanda asılı olarak görünce göğsüm kabardı.  Galatasaray yok muydu dediğinizi duyar gibiyim. Evet, Galatasaray’a ait de bir şeyler vardı. 🙂

    Yemekten sonra etraftaki güzel kafelerden bir tanesine oturduk. Biraz canlı müzik dinledikten sonra çok geç olmadan otelimize döndük.


    Vaktiniz ve fırsatınız olursa

    2014’teki FIFA Dünya Kupası’nın açılış maçının yapıldığı Arena Corinthians, şehrin sembolü haline gelmiş ünlü kilise Catedral De Se ve Museum Independência Sao Paulo da mutlaka gezilecek yerler listenizde yer almalı.

    Genel Olarak

    Gelişmekte olan ülkeler arasında bulunan Brezilya, dünyanın en büyük 5. ekonomisine sahip olsa da; ülkenin en büyük ticaret ve sanayi şehri Sao Paulo’da ciddi bir gelir dağılımı problemi olduğu kesin. Kent halkının yüzde sekseni ‘favela’ denilen gecekondularda yaşıyor. Fakir oranının yüksekliği, kentte ciddi bir güvenlik sorunu bulunmasına da sebep oluyor.

    Yaklaşık 20 milyon insanın yaşadığı Sao Paulo’da trafik her zaman yoğun. Trafik sorununa çare olması için ilginç kurallar uygulanıyor. Mesela plakanın son rakamına göre belirli gün veya saatlerde trafiğe çıkılması yasak.

    Bir de motosiklet kullanıcıları burada hiçbir şeyden korkmuyor. İki araba yan yana giderken aralarından vızır vızır motosikletler geçiyor. Bu yüzden Sao Paulo’da her yıl bir sürü kişi hayatını kaybediyor.

    *Blogumuzda yer alan bu yazının tarihi bazı güncellemelerden dolayı yeni görünüyor olabilir. Yazının içeriği yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır ve yazıda yer alan fiyat, ulaşım gibi bazı bilgilerin değişmiş olması mümkündür. Göz önünde bulundurmanızı rica ederiz.

    Bunlar da var!