25.01.2015

BÜYÜK KÜÇÜK ŞEHİR: BUDAPEŞTE

BÜYÜK KÜÇÜK ŞEHİR: BUDAPEŞTE, Selçuk Korkmaz | 25.01.2015

Macaristan’ın başkenti ve Doğu Avrupa’nın gözde şehirlerinden olan Budapeşte; kültür, tarih ve sanatla harmanlanmış hareketli şehir yaşantısı sayesinde her yıl dünyanın dört bir yanından gelen turistlere ev sahipliği yapıyor. Tuna’nın ikiye böldüğü Budapeşte adını, nehrin iki kıyısından alıyor: Tuna Nehri’nin batı kıyısı “Buda”, doğu kıyısı ise “Peşte” olarak adlandırılıyor.

Slovakya’nın başkenti Bratislava, şehri tanıtırken slogan olarak “Küçük Büyük Şehir”i kullanıyor. Ben de Budapeşte’yi anlatırken ondan “Büyük Küçük Şehir” olarak bahsetmek istiyorum. Hep söylemişimdir “Bir şehri gezerken kullanılması gereken yegane ulaşım aracı ayaklarımız, şehri gezmenin en güzel yolu ise yürümektir” diye. Birçok şehrin aksine Budapeşte yorulmadan tüm şehri bir solukta yürüyerek gezmenize fırsat veren, her köşe başında sizi etkileyen bir şeyler içeren büyük ama bir o kadar da küçük bir şehir aslında.

Avrupa Birliği’ne girmiş olmasına rağmen henüz avroya geçmemiş olan Budapeşte’de halen Macaristan’ın kendi para birimi olan Forint kullanılıyor. Bu da aslında gezilerde Budapeşte, Macaristan’ı tercih etmek için bir diğer önemli nokta. Zira hayat nice Avrupa kentine göre daha ucuz. Konaklamadan yeme içmeye kadar her şeyi çok ekonomik olarak sağlayabilmek mümkün. Çok para harcamadan Avrupa’yı görmek için ideal başlangıç noktası Budapeşte!

Tıpkı Avrupa’yı bir baştan bir başa kat ederek Karadeniz’e dökülen Tuna Nehri gibi siz de gezmek için şehri Buda ve Peşte olarak ikiye ayırabilirsiniz. Buda’nın gezilecek yerleri; Buda Kalesi bölgesinde yer alan Kraliyet Sarayı, Eski Şehir, Balıkçılar Burcu, Matyas Kilisesi ile Gellert Tepesi ve tabii ki Gül Baba Türbesi. Tuna Nehri üzerindeki Margit Adası’nda kısa bir mola verdikten sonra Peşte tarafına geçip Andrassy utca (“utca” Macarca “sokak” anlamına geliyor) ve Vaci utca üzerinde sıralanmış olan müzeleri, Kahramanlar Meydanı’nı, Kent Parkı’nı, Opera Binası’nı ve Parlamento’yu ziyaret edebilir, Şehir Pazarı’ndan da hediyelik eşyalarınızı alıp Tuna’nın kenarında dizili köprüleri batan güneşle birlikte seyredebilirsiniz. Üstelik tüm bunları rahat bir şekilde yürüyerek belki de bir günde tamamlayabilirsiniz!

O halde isterseniz gelin hep beraber Budapeşte’de ufak bir gezintiye çıkalım.

Budapeşte’nin Buda’sı

Dedim ya Budapeşte büyük ama küçük bir şehir diye. İnanın bana doğruyu söylüyorum. Gezilecek yerleri neredeyse düz bir hat üzerinde sıralandığından adım adım ilerleyip kısa mesafede birçok yeri görebilmek mümkün.

Biz ilk olarak Gellert Tepesi’nden başlayalım isterseniz. Kraliyet Sarayı’nın güneyinde bulunan ve Budapeşte’yi seyredebileceğiniz en güzel noktalardan biri olan Gellert Tepesi (Türkçe kaynaklarda “Gürz Elmas Bayırı” olarak da geçiyor), şehrin zengin yerleşim alanlarından biri ve 235m yükseklikte yer alıyor.

Nehir kenarından başlayacağınız ve genellikle orman içinden devam eden 15 dakikalık keyifli bir yürüyüşle tepesine ulaştığınızda sizi şehrin her yerinden görülebilen Özgürlük Heykeli karşılıyor. II. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden Sovyet askerleri anısına yaptırılan, aşağıdan bakınca ufacıkmış gibi görünen heykel yanına gidince yaklaşık 40 metrelik yüksekliği ile sizi şaşırtıyor.

Heykel ne kadar göz alıcı olsa da burayı asıl güzelleştiren tepeden panoramik olarak seyredeceğiniz Budapeşte manzarası... O yüzden tembellik yapmayın. Sadece gündüz değil akşam da buraya gelin. Hatta gün batımını bir de buradan seyredin. Fotoğraf ekleyip büyüyü bozmak istemiyorum. Bazı şeyleri ilk kez yerinde görmek, tecrübe etmek gerektiğine inanıyorum. O anı yaşamak için orada olmalısınız!

Gellert Tepesi’nde dinlenip enerji depoladıktan sonra artık hedefimiz Kale bölgesi! Kaleye keyifli bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz gibi Budapeşte’nin sembollerinden olan tarihi tramvayla da şehir manzarasını seyrederek kaleye ulaşabilirsiniz.

Kale içerisinde kalan Eski Şehir geçen yıllara direnmiş ve o zamanki halini mümkün olduğunca korumuş vaziyette. Buradaki neredeyse her binanın ayrı bir etkileyici hikayesi var, her biri görülesi. Ama siz kaleye çıktığınızda öncelikle Kraliyet Sarayı’nı görmelisiniz.

Savaşlarla geçen yıllar boyunca saray, karargah vb. farklı amaçlarla kullanılan eski Kraliyet Sarayı günümüzde Budapeşte’nin ve hatta Macaristan’ın en önemli müzelerinden biri olan Macar Ulusal Galerisi’ne en sahipliği yapıyor. Eğer şansınız yaver giderse, Budapeşte’de bulunduğunuz vakitlerde güzel bir sergiye denk gelebilirsiniz. Şans bir kez yüzünüze güler; fırsatı kaçırmayın!

Kale içinde, caddelerde inci gibi sıralanmış rengarenk evler dışında mutlaka görmeniz gereken 2 yer var: Sarayın yanında yer alan Balıkçılar Burcu ve Matyas Kilisesi!

Yapımı 1905 yılında tamamlanan Balıkçılar Burcu, 7 ayrı burçtan, kubbeler ve bunları birbirine bağlayan kemerlerden oluşan ve 1988’den beri UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunan bir yapı. 

Hemen yanında bulunan Matyas Kilisesi de şehrin sembollerinden. Bir dönem cami olarak da kullanılan kilisenin ismi burada 2 kez evlenen Kral Matthias’tan geliyor. Muhteşem bir akustiğe sahip olan kilisede zaman zaman konserler veriliyor.

Şehrin Buda kıyısından ayrılmadan önce uğramamız gereken son yer de Gül Baba Türbesi! Sadece Türkler değil, Macarlar tarafından da sevilen Gül Baba; gerçek ismi Cafer olan, 15-16. yüzyılda yaşamış bir Bektaşi dervişi. Kanuni Sultan Süleyman’ın davetiyle Budin Seferi’ne katılan Gül Baba buraya geldikten sonra Budin’e yerleşmiş ve burada 10 yıl kadar yaşamış. Vefatından sonra da şu an gömülü olduğu Gültepe’de türbesi yapılmış. Ayrıca Danimarkalı yazar Andersen tarafından da hikayesi yazılmış. Elinde tahta kılıçla savaşlara katılan Gül Baba’nın, lakabını, kavuğunda daima bir gül taşıdığı için aldığı söyleniyor.

Gül Baba’yı ziyaretimizle birlikte Buda kıyısındaki yolculuğumuz tamamlanıyor. Artık nehrin diğer kıyısına geçmenin zamanı geldi.

Tuna Nehri

Buda’dan Peşte’ye geçmek için Tuna Nehri üzerinde bulunan 6 farklı köprüyü kullanabilirsiniz. Şehrin 2 kıyısını birbirine bağlayan köprülerin ilki ve en ünlüsü Zincir Köprüsü. Yapımı ilk olarak 1849 yılında tamamlanan köprü II. Dünya Savaşı sırasında bombalanıp yıkılınca, yapımından 100 yıl sonra, yani 1949 yılında aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş.

Tuna Nehri’nde, Margit ve Arpat köprüleri arasında bulunan Margit Adası, Buda’dan Peşte’ye geçerken uğramanızı önereceğim bir durak. Margit Köprüsü’nü kullanarak ulaşabilirsiniz.

Margit Adası, şehrin tam ortasında yer alan ve yılın her mevsimi yerel halk ve turistlerin ziyaret ettiği, dinlendiği, spor veya piknik yaptığı, kitap okuduğu kısacası sosyalleştiği yemyeşil bir ada. İki kilometre uzunluğunda ve 500m enindeki bu adaya ayak bastığınız an, siz de kendinizi bu ortama kaptırıp günün yorgunluğunu çimlere uzanarak çıkaracaksınız. Çıkarın! Çekinmeyin. Rahatça yayılın, dinlenin!

Tuna Nehri üzerinde turistlerin oldukça rağbet gösterdiği tekne turları düzenlendiğini de not düşeyim.

Budapeşte’nin Peşte’si

Nasıl ki Buda tarafının görülesi yerleri peşi sıra tepelerin üzerindeydi, Peşte tarafında da hepsi meşhur Andrassy utca’nın üzerinde yer alıyor. Andrassy utca cetvelle çizilmiş gibi dümdüz, upuzun, bir cadde. Deak Ferenc Meydanı’ndan başlayarak cadde üzerinde sağlı sollu dizilmiş birbirinden güzel mimariye sahip binalar eşliğinden Şehir Parkı’na kadar uzanıyor.

Andrassy utca’yı gezmeye Budapeşte’nin kalbi, gündüz-gece en hareketli yeri olan Deak Ferenc’ten başlayabilirsiniz. Deak Ferenc aynı zamanda metro hatlarının kesişim noktası. Andrassy utca altından geçen 1 numaralı sarı metro hattı Avrupa ana kıtasının en eski metrosu olarak isim yapmış. Bu yüzden en az bir kez sarı metroyu kullanmak gerekiyor. Bana sorarsanız caddenin sonuna kadar yürüyerek gidin ve sonra dönüşü sarı metro ile yapın. Dilerseniz tüm şehri, Budapeşte’nin simgesi haline gelmiş, şirin, sarı tramvaylarla da gezebilirsiniz.

Andrassy Caddesi üzerindeki her binanın eminim ki kendisine ait inanılmaz bir hikayesi vardır. Ben görmeniz gereken 2 yapıdan bahsedeceğim: Biri Opera Binası, diğeri ise Terör Müzesi.

Opera Binası, 1884 yılında Viyana’daki Opera Binası baz alınarak inşa edilmiş. Vaktiyle kraliyet operası olarak hizmet veren bina halen kullanılıyor ve dünyanın en güzel opera binalarından biri olarak kabul ediliyor.

Nazi Almanya’sına dair birçok hikaye barındıran Terör Müzesi’nin önünde de yıkılan Berlin Duvarı’nın bir parçası ile Demir Perde Sovyet Birliği’ni tasvir eden bir anıt bulunuyor.

Caddenin sonuna kadar yürürseniz Budapeşte’nin akciğeri sayılabilecek Kent Parkı’na ulaşabilirsiniz. Park hemen girişinde bulunan Kahramanlar Meydanı dışında, devasa boyutlardaki bir Kum Saati’ne ve 1956 yılında gerçekleşen Macar Devrimi anısına yapılan anıta de ev sahipliği yapıyor. Kum saatinin özelliği, kum tanelerinin 1 yılda dökülmesi.

Avrupa’nın en büyük açık hava buz pisti de yine Kent Park içerisinde. Buz pistinin keyfini çıkarabilmek için Budapeşte’yi kışın ziyaret etmeniz gerekiyor. Zaten bence Doğu Avrupa’yı gezmek için en ideal mevsim kış… Bana nedense kış bu şehirlere daha çok yakışıyor gibi geliyor. Yazın Budapeşte’deyseniz de üzülmeye gerek yok. Kışın buz pisti olarak kullanılan bu yapay gölde yaz aylarında kürek çekebilir, deniz bisikletinizi pedallayarak dolaşabilirsiniz.

Dilerseniz gününüzün geri kalanını Kent Park’ın içinde kalan Vajdahunyad Kalesi’ni gezerek geçirebilir veya sarı metroyla merkeze, Deak Ferenc Ter’e dönebilirsiniz.

Peşte kıyısında ziyaret edilmesi gereken bir yer de Budapeşte’nin en büyük yapılarından olan ve 8500 kişilik kapasitesi ile şehrin en büyük dini merkezi durumundaki St. Istvan Bazilikası. Tüm heybetiyle kentin ortasında yükselen ve ismini Macaristan’ın ilk kralından alan bazilikanın kubbesi 96m yüksekliğinde. Ülkenin en büyük çanı da burada bulunuyor. Bazilikanın çan kulelerinden muhteşem bir Budapeşte manzarası izlenebiliyor.

Bazilika’dan daha yüksek olan yegane yapı ise bir diğer görülesi bina olan Parlamento Binası. Dilerseniz rehber eşliğinde içini de gezebileceğiniz Parlamento Binası’nı en güzel Buda kıyısından görebilir, yanına geldiğinizde ise heybetiyle heyecanlanabilirsiniz.

Budapeşte için Son Sözler

Biliyorum çok hızlı/yoğun bir program oldu. Üstelik de yazının başında bu şehrin küçük olduğunu, gezmenin çok kolay olacağını söylemiştim. Ama öyle hissettiriyor Budapeşte! Sizi öyle bir sarmalıyor ki zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz. Kent kültürle, sanatla, tarihle öyle iç içe ki, her köşe başında sizi etkileyen yeni bir şeyle karşılaşıyorsunuz ve belki de bundan dolayı şehrin tüm gezilesi yerleri birbirine çok yakın geliyor.

Siz de benim gibiyseniz, evinize dönerken mutlaka bu şehirden, bu ülkeden, bu insanlardan, bu kültürden yanınızda bir şeyler götürmek isteyeceksiniz. Bunun için Central Market’e uğramanızı öneririm. Özgürlük Köprüsü’nün hemen yakınında yer alan bu yerel pazarda yiyecekten kıyafete ve hediyelik eşyaya kadar arayacağınız her şeyi uygun fiyata bulabileceksiniz.

“Budapeşte’de ne yiyelim” diye soracaklara da bir tatlı, bir tuzlu tavsiye edeyim. Türkiye’de yeni yeni “makara” adıyla satılmaya başlanan Kurtos Kalacs ve üzerine rendelenmiş peynir, ekşi krema ve ezilmiş sarımsak konulan (korkutmasın sizi, enfes bir karışım oluyor) bir yiyecek olan Langos yemeden dönmeyin!

 

 

 

 

 

 

 

Ve son sözüm kitapseverlere… Çoğumuzun hayatı bir noktada Macar yazar Ferenc Molnar’ın unutulmaz eseri “A Pal utcai Fiuk” yani “Pal Sokağı Çocukları” ile kesişmiştir. Kitabı okurken belki de kendinizi o çocuklardan biri olarak hayal ettiniz… Budapeşte’de Nemeçek ve arkadaşlarının koşup top oynadığı sokakları gezebilir, okullarının önündeki Pal Sokağı Çocukları heykelleriyle fotoğraf çektirebilir, uğruna mücadele ettikleri top sahasını -günümüzde çok katlı bir bina var yerinde- görebilir, çok güzel bir hikayeyi de yaşayarak mutlu bir şekilde gezinizi tamamlayabilirsiniz. Seyahate çıkarken yanınıza mutlaka kitabı alın, dönüş yolculuğunuzda Pal Sokağı Çocukları’nı tekrar okumak isteyeceksiniz.

(*) Buradan alınan bilgiler referans verilerek kullanılabilir.

TUNA’NIN İNCİSİ

Eda Işıkoğlu
43 beğenme

TUNA NEHRİ'NİN İKİYE AYIRDIĞI MUHTEŞEM ŞEHİR

Neslihan Kanlıcaoğlu Demir
33 beğenme