Anadolu parsı: Bir efsanenin geri dönüşü

Anadolu parsı, fotokapanla gece vakti görüntülenen efsanevi bir yırtıcı. Türkiye’nin en büyük vahşi kedisi olan Anadolu parsı (Panthera pardus tulliana), uzun yıllar sadece efsanelerde kaldığı sanılan bir doğa hazinesi. Bir zamanlar Anadolu’nun yüksek dağlarında ve ormanlarında hüküm süren Anadolu parsının, 1970’lerden sonra izini kaybettirdiği düşünülüyordu. Ancak 2019’dan itibaren çeşitli bölgelerde kurulan fotokapanlar, Anadolu parsının hâlâ yaşadığını kanıtladı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yürüttüğü izleme çalışmalarında Bitlis’ten Siirt’e, Diyarbakır’dan Şırnak ve Artvin’e uzanan geniş bir alanda parsın izine rastlandı.
Bu keşifler, Anadolu parsını âdeta küllerinden doğan bir efsane hâline getirdi. Benekli postu ve güçlü cüssesiyle pars, Anadolu’da geçmişten bugüne hayranlık ve saygı uyandırmış. Antik dönemlerden beri, kaya resimlerinden heykellere kadar çeşitli kültürel betimlemelerde pars figürüne rastlanıyor. Örneğin, Çatalhöyük’teki Neolitik ana tanrıça heykelinin yanındaki kolların leopar başlı olması, insanoğlunun bu yırtıcıya duyduğu hayranlığın binlerce yıl öncesine dayandığını gösteriyor. Daha eski bir örnekse Karahantepe. İnsanlık tarihinin en erken dönemlerine ışık tutan bu yerde bulunan heykeller arasında çok sayıda leopar başı heykelciği ile sırtında leopar taşıyan bir insan heykeli burada bulundu. “Pars” kelimesi Osmanlı’dan günümüze cesaret ve çevikliği simgelerken, günümüzde de popüler kültürde yaşatılıyor. TÜBİTAK’ın yerli işletim sistemi Pardus, adını Anadolu parsından almış. Tüm bu kültürel bağlar, parsın Türkiye’nin doğal mirasındaki yerine işaret ediyor.
Anadolu Vaşağı: Ormanın kedileri

Anadolu’nun sık ormanlarında ve sarp kayalıklarında dolaşırken sizi izleyen keskin bakışlı bir vaşak (Lynx lynx) ile karşılaşabilirsiniz. Vaşak, kulaklarının ucundaki siyah püskül benzeri tüyleri ve kısa kuyruğuyla kolayca tanınabilen, ancak nadiren görülen bir yaban kedisi. Avrasya vaşağı olarak da bilinen bu tür, Türkiye’de özellikle Kuzey Anadolu ormanları, Batı Karadeniz bölgeleri ve Toros Dağları civarında görülüyor. Hatta yapılan gözlemler, Antalya’dan Samsun’a uzanan farklı coğrafyalarda bile vaşakların var olduğunu ortaya koyuyor.
Vaşaklar genellikle alacakaranlıkta veya gece aktif oldukları için onları doğal ortamlarında görmek pek kolay değil. Tek başına gezinmeyi seven bu kediler, ormanların hayaleti lakabını hak edercesine insanlardan uzak duruyor. Bazen bir fotokapan kaydında anlık da olsa görüntülenmeleri ulusal haberlere konu olacak kadar nadir bir olay. Fiziksel olarak vaşak, orta boylu bir köpeği andıran cüssesiyle ve özellikle kışın kabaran kalın postuyla oldukça heybetli. Uzun bacakları ve büyük patileri sayesinde derin karda bile rahatlıkla ilerleyebiliyor. Keskin görüşü ve sessiz adımları, onu tam bir gizlilik ustası yapıyor. Doğal ekosistemdeki rolü de oldukça kritik, popülasyon kontrolünde önemli bir pay sahibi. Bu nedenle koruma altında olan türlerden biri. Türkiye’nin çeşitli milli park ve koruma alanlarında vaşakların izleri gözleniyor ve popülasyonları izlemeye alınıyor.
Anadolu Karakulağı: Bozkırın sıçrayan gölgesi

Karakulak (Caracal caracal), uzun siyah kulak püskülleriyle ve atik sıçrayışlarıyla tanınıyor. Karakulak, adını kara renkli uzun kulaklarından alan ve bakışlarıyla vaşağı andıran orta boy bir yaban kedisi. Anadolu’da “step vaşağı” veya “çöl vaşağı” diye de bilinen karakulak, bozkırların ve makilik alanların sessiz üyesi. İnce uzun bacakları, çevik vücudu ve kısa kuyruğuyla, adeta kumlar üzerinde süzülen bir gölge gibi. Türkiye’de karakulaklar geçmişte Ege’den Güneydoğu’ya pek çok bölgede görülmüş olsa da, son yıllardaki kayıtlar daha çok Toros Dağları ve çevresiyle sınırlı. Akdeniz’in sarp yamaçlarında veya Orta Anadolu’nun çalılık steplerinde onun izine rastlamak hâlâ mümkün.
Karakulağı özel kılan en çarpıcı özelliklerinden biri, hareket kabiliyeti. Bu zarif canlı, özellikle arka bacaklarının ön bacaklarına göre daha uzun ve kaslı olması sayesinde, bir zıplamada kendi boyunun birkaç katı yükseğe sıçrayabiliyor. Afrikalı akrabaları arasında, havada uçan kuşları yakalayabilecek kadar çevik olduğu biliniyor, bu özelliğiyle “uçan kedi” ünvanını fazlasıyla hak ediyor. Karakulak, yalnız yaşamayı seven bir tür ve belli bir bölgeye sıkı sıkıya bağlı kalıyor. Bir karakulak, yaşam alanını belirledikten sonra kolay kolay o bölgeyi terk etmiyor, âdeta görünmez bir sınır çizerek kendi hakimiyetini kuruyor. Bu nedenle doğal habitatının korunması, karakulak popülasyonu için hayati öneme sahip. Bugün karakulaklar da yaban hayatı koruma listelerinde hassas türler arasında. Doğal ortamlarında varlıklarını sürdürebilmeleri için farkındalık yaratılıyor. Bozkırın bu sessiz gölgesi, biz farkına varmadan gecenin içinde süzülüp gidiyor.
Saz kedisi: Sulak alanların gizemli kedisi

Saz kedisi (Felis chaus), Türkiye’de sulak alanlarda yaşayan suya düşkün bir yaban kedisi. Anadolu’da kedigiller familyasının belki de en az bilinen üyelerinden biri saz kedisi ya da diğer adıyla “bataklık vaşağı”. Adından da anlaşılacağı üzere, saz kedileri su kenarlarını ve bataklık habitatlarını seven, orta büyüklükte yaban kedileri. Uzun bacakları ve ince yapılı gövdesiyle zarif bir görünümü var. Kürkü genellikle kum grisi ile sarımsı kahverengi tonlarda. Belirgin desenler yerine tekdüze bir renk hâkim, yalnızca kuyruğunda siyah halkalar bulunuyor. Kulaklarının ucundaki siyah püsküllü tüyler ise ona vaşakvari bir hava katıyor. Bu nedenle halk arasında “bataklık vaşağı” olarak anılması boşuna değil. İlk bakışta uysal bir ev kedisini andırsa da saz kedisi tam anlamıyla özgürlüğüne düşkün, yabani bir ruh taşıyor.
Türkiye’de saz kedileri özellikle Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgelerindeki sulak alanlarda görülüyor. Örneğin, Manavgat Nehri deltası, Göksu Deltası, Eğirdir Gölü çevresi, Manyas ve Uluabat Gölü sazlıkları ile Adana’daki Akyatan Lagünü gibi alanlar geçmişte saz kedisine ev sahipliği yapan yerlerden. Bu ortamlar, bol bol sazlık, bataklık, yoğun bitki örtüsü ve tabii ki su barındırıyor. Saz kedileri suya belki de tüm kedigillerden daha yakın bir tür. Yüzebiliyor, balık yakalayabiliyor ve su kenarında yaşamaktan keyif alabiliyorlar. Saz kedileri genellikle tek başlarına dolaşıyor ve yoğun bitki örtüsü içinde iyi kamufle oluyorlar. Bu yüzden onları doğal ortamlarında gözlemlemek oldukça zordur. 2010’lu yıllarda Adana Yumurtalık Lagünü’nde bir doğa derneği ekibinin fotokapanla saz kedisi görüntülemesi, türün varlığına dair önemli bir kayıt sağladı.
Yaban kedisi: Evcil dostlarımızın vahşi atası

Avrupa yaban kedisi (Felis silvestris silvestris), güçlü yapısıyla evcil kedilere akraba bir tür. Sokaklarda görülen tekir kedileri bir düşünün, işte onların asil atası yaban kedisi hâlâ Türkiye’nin ormanlarında, dağlarında özgürce dolaşıyor. İlk bakışta iri bir tekir kediye benzeyen yaban kedisini ayırt etmek, deneyimsiz gözler için zor olabilir. Ancak daha iri cüssesi, kalın ve ucu siyah halkalı kuyruğu, ayrıca yabani bakışlarıyla aslında tam bir orman kedisi. Bundan yaklaşık 10 bin yıl önce Orta Doğu’da ve muhtemelen Anadolu’da çiftçiler ilk kez bu kedileri evcilleştirerek bugünkü ev kedilerinin temelini attı. Yine de, günümüz yaban kedisi evcilleşmeye niyeti olmayan, özgürlüğüne son derece düşkün bir canlı. Türkiye’de yaban kedileri ülkenin birçok ormanlık ve kırsal alanında görülebiliyor. Kuzey Anadolu’nun orman kuşağından Ege ve Akdeniz’in makiliklerine, Trakya’nın fundalıklarından İç Anadolu’nun vadilerine kadar geniş bir dağılımı var.
Yaban kedilerinin en sevdikleri avlar küçük kemirgenler, kuşlar ve zaman zaman tavşan, kertenkele gibi hayvanlar. Yaban kedileri, tarih boyunca insanlarla en çok iç içe yaşamış yaban hayatı üyelerinden biri olsa da, aslında doğada kalmayı başarmış gerçek birer savaşçılar. Eski çağlarda Anadolu’nun yerleşimcileri bu kedileri hem saygıyla anmış hem de onlardan ilham almış. Antik Mısır’da kedilerin kutsallığı malum; Anadolu’da da Frig ve Hitit kalıntılarında kedigillere dair sembollere rastlanıyor. Özellikle Hitit Güneş Kursu üzerindeki stilize kedi figürleri veya bazı antik sikkelerde görülen kedi benzeri motifler, belki de yaban kedisinin kültürel belleğimizdeki izleri. Yaban kedisini korumak, aslında kültürel mirasımız olan “kedi sevgisini” de korumak demek.
