Vizesiz ve yakın olması nedeni ile son yıllarda Türklerin sıklıkla ziyaret ettiği Belgrad’a, sıcak bir ağustos günü varıyoruz. Havaalanından şehre otobüsle 30-40 dakikada ulaşmak mümkün. Şehir içi ulaşımda da, çok ucuz olan tramvayı tercih edebileceğiniz gibi, şehir yürüyerek gezmeye oldukça müsait olduğu için, bizim gibi bu alternatifi de değerlendirebilirsiniz.
Otelimiz şehrin güzel meydanlarından biri olan Terazije Meydanı’na oldukça yakın. Otele yerleşir yerleşmez, kendimizi bu cıvıl cıvıl şehrin sokaklarına atıyoruz. Planımız, ilk olarak, şehrin buluşma noktası olarak kabul edilen Republica Meydanı’na gitmek. Meydandaki at heykeli, Prens Mihailo Obrenović’a ait.

Meydan, şehrin en hareketli caddesi olan Knez Mihailova’nın başlangıç noktası sayılabilir. Bu caddede kendinizi birden İstanbul’da hissetmeniz çok mümkün. Çünkü burası İstiklal Caddesi’ne çok benziyor. Caddenin en güzel taraflarından biri, yol boyunca birçok sokak müzisyeni olması. Yürüdükçe kulağımıza güzel ezgiler geliyor. Havanın da güzel olmasının etkisiyle etraf cıvıl cıvıl.
Bu eğlenceli caddenin sonu, şehrin belki de en önemli cazibe merkezi olan Kalemegdan’a çıkıyor. Burası, içinde müthiş manzarası olan bir park ve Belgrad Kalesi’ni barındırıyor. Kalemegdan adı, Osmanlı İmparatorluğu egemenliği döneminden kalmış ve halen kullanılmaya devam ediyor. Tuna ve Sava nehirlerinin harika manzarası eşliğinde biraz soluklanıp yolumuza devam ediyoruz.
Sıradaki durağımız Belgrad’ın bohem mahallesi olarak anılan Skadarlija. Burası sağlı sollu kafe ve restoranların bulunduğu, bazılarının Paris’in Monmarte semtine benzettiği bir bölge. Vaktiniz varsa mutlaka bir akşam uğrayın derim. Bir şeyler içmek üzere gözümüze kestirdiğimiz bir kafeye oturup, havaalanından aldığımız Belgrad dergisine göz gezdiriyoruz. O akşam bir festival olduğunu ve Manga’nın sahne aldığını görünce hem çok şaşırıyoruz hem çok seviniyoruz ve akşamki planlarımızı derhal değiştirip festivale gitmeye karar veriyoruz.
Festivalden önce şehirde gezmek istediğimiz yerlerden biri de Tasmajdan Park. Burası, içinde St. Mark’s Kilisesi’ni barındıran, şehrin güzel parklarından biri. Parkın yemyeşil çimenlerinde yayılarak birşeyler atıştırıyoruz. Yemeği de yedikten sonra, zaten uykusuz olduğumuz için iyice ağırlaşıyoruz ve gece için biraz güç toplamak maksatlı otelimize dönüyoruz.

Festival, şehrin Yeni Belgrad olarak anılan bölgesindeki Usce Parkı’nda. Kalemegdan’ın tam karşı kıyısında bulunan park, şehrin güzel manzarasına hakim. Festival alanı devasa. Girişteki alanda bir lunaparkın kurulu olduğu bu alana giriş ise ücretsiz. Evet, biz de şaşırdık. Toplam 4-5 gün süren bu festival ücretsiz.
Manga sahneye çıkmadan evvel, kalabalığı yararak, izleyicilerin en önünde yerimizi alıyoruz. Manga’nın çıkmasıyla beraber Sırp kızlar çığlık atmaya başlıyor. “Fermaaan” diye bağıran kızlarla çevrili etrafımız (Ferman grubun solisti)… Bir Türk rock grubunun Sırbistan’da bu kadar seviliyor olması çok sevindirici. Bu güzel gecenin ardından yorgun argın otelimize dönüyoruz.
Sabah, şehrin, önceden methini duyduğumuz Zemun semtine gitmek üzere yola çıkıyoruz. Yeni Belgrad tarafını da çok detaylı gezme fırsatımız olmadığı ve yolumuzun üstü olduğu için, yürüyerek gitmeye karar veriyoruz. Yol, tahminimizden biraz uzun sürüyor ve yorgunluktan bitmiş bir şekilde Zemun’a varıyoruz. Bir sahil kasabası havasında olan Zemun, nehir boyuna kurulu, sıcacık, mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Şehre yukarıdan hakim bir manzara bulabileceğimizi düşündüğümüz Gardos Kulesi’ne doğru gidiyoruz. Bahçesinde soluklanabileceğimiz bir mekan olduğunu anlayınca, üstelikte bu mekanın muhteşem bir manzarası olduğunu görünce mest oluyoruz. Tuna Nehri’nin iç açan maviliğini izleyerek soğuk bir şeyler içiyoruz.
Biraz dinlendikten sonra nehir kenarında yürümeye gidiyoruz. Yol boyunca restoran ve kafelerin sıralandığı bu yolda, kürek sporu yapanları izleyerek yürüdükten sonra bol bol fotoğraf çekerek, bu güzel semte doyamadan ayrılıyoruz. Aynı yolu yürüyerek dönmek çok mantıklı gelmediğinden, Belgrad şehir merkezine kadar giden otobüsle geri dönüyoruz.
Aslında niyetimiz döndükten sonra Nikola Tesla Müzesi’ni de gezmekti. Sırplar için çok önemli bir yeri olan bu mucidin adı, başta havaalanı olmak üzere birçok yere verilmiş. Fakat akşam Podgorica’ya giden trene yetişmek zorundayız ve müzelik vaktimiz ne yazık ki pek kalmadı.
Otelden eşyalarımızı alarak tren istasyonuna yöneliyoruz ve güzel anılarla bu şehirden ayrılıyoruz.