İstanbul’dan 4,5 saatlik bir uçuş sonrası vardığımız kentte dikkatimi çeken ilk şey, havaalanı önündeki ‘kadınlara özel bekleme alanı’ oluyor. Şehrin etnik ve dini çeşitliliği oldukça geniş olsa da, Müslüman bir ülkedeyiz, bunu hatırlıyorum.

BAE vizesi almak için hiçbir aracı kuruma gitmenize gerek yok!
Tüm işlemlerinizi yenilenen e-vize uygulamamızla yapın, zaman kazanın!
Otelimize ulaşmak için taksiye biniyoruz. Benzin ucuz olduğu için taksi dünyadaki diğer turistik şehirlere göre oldukça uygun fiyatlı. Şehir içi ulaşımda metro da iyi bir seçenek. İki hattan oluşan Dubai metrosu havaalanı ve Dubai’de görülmesi gereken mekanların çoğundan geçiyor, oldukça kullanışlı. Yalnız metrodan indiğinizde biraz yürümeniz gerekiyor.
Dubai bundan 50-60 yıl öncesine kadar Haliç kıyısındaki Deira bölgesinde ilkel sayılabilecek koşullarda yaşam sürülen bir yerleşim bölgesiyken, bugün dünyanın en zengin şehirlerinden olmuş. Caddelerden geçen lüks arabaların çokluğu da bu zenginliğin bir numaralı kanıtı…

Dört yıl arayla 2 kez ziyaret etme şansı bulduğum şehir, ilk seferde olduğu gibi, beni yine etkilemeyi başarıyor. Sanki yeni bir kenti keşfe çıkmış gibi hissediyorum; çünkü ilk ziyaretimde olmayan ve bugün Dubai’nin en turistik mekanları arasında sayılan Burj Khalifa gibi, Dubai Mall gibi yeni yapıların eklenmesi şehrin çehresini değiştirmiş.
Dubai’de bana enteresan gelen noktalardan biri de insan çeşitliliği… “Emirati” veya “lokal” denilen yerel halk nüfusun sadece 1/6’sını oluşturuyor. Hintliler başta olmak üzere, Pakistanlı, Bangladeşli, Filipinli, Sri Lankalı, Amerikalı, Avrupalı… Her milletten insana Dubai’de rastlayabiliyorsunuz. Konuyu ilginç kılansa; farklı etnik kimliklere sahip bu insanların ülkelerinin kılık, kıyafet, yemek ve kültürlerini tamamen koruyarak bu şehirde bir yaşam sürmeleri… Mesela metroya bindiğinizde kısacık bir şort giymiş Batılı bir kadını, “sari” denilen geleneksel kıyafetleri içinde Hintli bir teyzeyi, oturması için ona yer veren Pakistanlı bir genci, sırtına okul çantasını takmış beyaz entarili lokal bir delikanlıyı, çarşaflı bir Arap kadınını ve elindeki haritaya bakan bir turisti aynı karede görebiliyorsunuz. Sadece bu milletler geçidini izlemek için bile Dubai’ye gidilebilir.

Şehrin sembol yapılarının başında Burj El Arab Oteli geliyor. Jumeirah Plajı yakınlarındaki yapay bir adacık üzerine oturtulan otel, yelkenli şeklinde tasarımıyla dikkat çekiyor. Yapımı 1999 yılında tamamlanan 70 katlı yapının ünü ise, dünyanın 7 yıldızlı ilk oteli olmasından geliyor.
Şehrin yeni simgesi ise Burj Khalifa. 2010 yılında tamamlanan yapı, “dünyanın en yüksek gökdeleni” unvanının sahibi. Aşağıdan baktığınızda bulutlara doğru yükselen Burç Halife’den etkilenmemek imkansız. Toplam 828 metre yüksekliğindeki 160 katlı gökdelen pek çok rekorun da sahibi: Şimdiye kadar yapılmış her açıdan en yüksek yapı, dünyanın en yükseğe çıkan asansörü, dünyanın en hızlı asansörü, dünyanın en yüksekte yer alan camisi, dünyanın en yüksek restoranı, dünyanın en yüksek gece kulübü vb. Binanın 150. kattan sonraki katlarının çelik olarak yapılması, ona, betonarme kütle üzerine çelik konstrüksiyonla devam edilen dünyadaki ilk bina olma özelliğini de kazandırmıştır.
Gökdelenin “At the Top” denilen gözlem terasına çıkarak Dubai’yi kuş bakışı görebilirsiniz. Yalnız dikkat! Biletinizi birkaç gün önce almazsanız yer bulma ihtimaliniz epey düşük. Yer bulsanız bile normal fiyatın yaklaşık 4 katını ödemek zorunda kalabilirsiniz.
Burj Khalifa ve hemen yanındaki Dubai Mall’un arasındaki suni göle kurulan Dubai Çeşmesi, müzik ile senkronize muhteşem su gösterilerine sahne oluyor. Gölün yanında birçok kafe bulunuyor; onlardan birine oturursanız hem su gösterilerini izleyebilir, hem de Burj Khalifa’nın ihtişamlı manzarasına karşı kahve içip keyifli vakit geçirebilirsiniz. Gösteriler yarım saatte bir tekrarlanıyor. Daha önce Las Vegas ve birkaç şehirde benzer gösteriler izlemiştim ama buradaki hayatımda gördüğüm en etkileyici su gösterisi. Her seferinde koreografi ve müzik değişiyor. Su çok yükseğe çıkabiliyor. Suların gerçekten dans ettiğini hissedebiliyorsunuz. Gündüz gittiyseniz mutlaka akşamına da kalın. Hem su gösterisini gündüz ve gece ayrı ayrı izlemiş, hem de çam ağacı şeklindeki tasarlanmış Burj Khalifa’yı gece ışıklandırılmış haliyle de görmüş olursunuz. Köprüden karşıya geçince restoranlar var; akşam yemeğinizi o restoranlardan birinde yiyebilirsiniz.
Burj Khalifa’nın hemen yanında bulunan Dubai Mall, dünyanın geniş ve en çok ziyaret edilen alışveriş merkezi. İçinde 1200’den fazla mağaza, akvaryum ve sualtı hayvanat bahçesi, buz pisti gibi cazibe unsurları bulunan Dubai Mall, çeşitli kısımlardan oluşuyor. Bir bölümü inanılmaz lüks ve şaşalı. Yerler halı kaplı, tavanda avizeler… Tahminimce alışverişten çok bu lüks ve şaşaayı görmek için yıl boyunca 65 milyonun üzerinde insan Dubai Mall’u ziyaret ediyor.

Dubai’nin popüler alışveriş merkezlerinden biri de Emirates Mall. Benim için tek esprisi kapalı kayak pistinin olmasıydı. Dubai Mall’a gittikten sonra tekrar alışveriş için Emirates Mall’a gitmeye bence gerek yok, zaten şehirde sayısız AVM var. Geleneksel Arap çarşıları tarzında inşa edildiği için Souk Madinat Jumeirah farklı bir seçenek olabilir. Dubai her ne kadar alışveriş cenneti olarak görülse ve özellikle elektronik aletlerin ucuz olduğu söylense de fiyatlar Türkiye ile hemen hemen aynı. Dubai’den bir fotoğraf makinası almıştım ve Türkiye’ye döndüğümde aynı makinanın kampanyada olduğunu ve çok daha ekonomik fiyata satıldığını fark ettim. O yüzden önceden fiyat araştırması yapmakta fayda var.
Dubai’deki önemli ziyaret noktalarından biri de Palmiye Adası (Palm Jumeirah). Kuşbakışı palmiyeye benzeyecek şekilde oluşturulan yapay adada dikkat çeken en önemli yapı Atlantis Otel. Palmiyenin tam tepe noktasındaki otel, ‘şehrin anahtarı’ şeklinde dizayn edilmiş. Otelin 17 hektarlık bölümü su aktivitelerine tahsis edilmiş. Sadece gezip bir kahve içmek ve su parkından yararlanmak için uğrayabilirsiniz. Palmiye ağacını dalları üzerinde Arap mimarisiyle tasarlanmış lüks evler bulunuyor. Açıkçası ben çok estetik bulmadım ama Dubai’deki zengin yaşantısını gözlemek, önlerindeki muhteşem lüks arabaları görmek yine de ilginç.
“Dubai Creek” denilen halicin bir yakasında Deira, diğer yakasında Bur Dubai semtleri bulunuyor. Eski Dubai olarak geçen bu bölgeyi de gezi planınıza dahil edebilirsiniz. Yalnız şehrin köklü bir tarihi olmadığını ve beklentinizi yüksek tutmamanız gerektiğini unutmayın. Abra’larla haliç boyunca kısa bir gezinti yapabilir, geleneksel çarşıları (altın, baharat, kumaş vb.) gezebilirsiniz. Yine bu bölgede yer alan Bastakiye rüzgar burçlarıyla ünlü. Geleneksel avlulu evlerdeki burçlar, havayı filtre ederek aşağı doğru gönderiyor ve bir tür klima işlevi görüyormuş.
Dubai seyahatinin klasiklerinden biri de çölde safari yapmak. Safariye 4×4 jeeplerle çıkılıyor. Program kapsamında kum kayağı, deve çiftliği ziyareti, ATV veya deve ile gezinti, Bedevi çadırında akşam yemeği gibi aktiviteler olabiliyor.
“Kaderini yeniden yazan kent” Dubai’den bir kez daha tatmin olmuş olarak ayrılıyorum. Şehrin bundan sonraki değişim yolculuğunu da merak ettiğim için, bu ziyaretin de sonuncu ziyaret olmadığını biliyorum.