Görmeden gelme
Belem Kulesi
Belem Kulesi (Torre de Belem), Mimar Francisco de Arruda tarafından 1515 yılında Lizbon Körfezi’ni korumak için tasarlanmış. Kulenin mimarisi, Portekiz Gotik stilinin devamı niteliğindeki Manuelin tarzında olduğu için gösterişli ve karma süslemeleri dikkat çekici. Portekiz kralı I. Manuel tarafından inşa ettirilen kule, bir süre Lizbon Limanı’nın kaptanları ve Gine kıyılarına giden kâşifler tarafından barınak olarak da kullanılmış. Kulede özellikle hafta sonlarında o kadar çok ziyaretçi oluyor ki, kapalı alan korkusu olanların ziyaretlerini hafta içi yapmaları bile öneriliyor. Sarmal merdivenleri tırmanmaya üşenmeyin, tarif edilemeyecek güzellikte bir manzara sizi bekliyor.
Calouste Gulbenkian Müzesi
Lizbon’un özel bir vakıf tarafından yönetilen Calouste Gulbenkian Müzesi’nin (Fundaçao Calouste Gulbenkian) koleksiyonunda pek çok kültüre ait önemli eserler bulunuyor. Pers, Antik Yunan, Antik Roma, Antik Mısır, Mezopotamya, Ermeni ve İslam kültürlerinden önemli sanat eserlerini görebileceğiniz müze adını, 1869 Üsküdar doğumlu, Kayseri-Talas kökenli Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşı Calouste Gulbenkian’dan almış. Gulbenkian’ın yaşamı boyunca topladığı eserlerin çekirdeğini oluşturan müze koleksiyonunda 1800’lü yıllarda Avrupa resmine damgasını vuran “Old Masters” akımının ressamlarından yapıtlar da bulunuyor. Manet, Monet, Renoir, Rembrandt ve Van Dyck gibi dünyaca ünlü sanatçıların tablolarının da bulunduğu 6.000’i aşkın eserin her birini “çocuğu” olarak gören bu sanat meraklısının adını yaşatan müzeyi Lizbon gezilerinizde gezilecek yerler listenize eklemelisiniz.
Jeronimos Manastırı
1498 yılında Portekiz Kralı I. Manuel tarafından baharat bulmak için Hindistan’a gitmekle görevlendirilen kâşif Vasco de Gama anısına 1502’de inşa edilen Jeronimos Manastırı’nın (Mosterio dos Jeronimos) tasarımı, dönemin bilge mimarı Diogo de Boitaca tarafından yapılmış. Bina, 1833’ten 1940’a kadar din okulu ve yetimhane olarak kullanılmış. Zamanla tüm kâşiflere adanan yapının mezarlığında Vasco de Gama ve 16. yüzyıl şairi Luís Vaz de Camoes gibi ünlü kişilerin mezarları bulunuyor. Portekiz Rönesans’ının sembol yapılarından biri olan bu manastırda Güney ve Kuzey Kapılarının kabartmalarına ve iç mekânda, ana salonun tavanlarına dikkat etmeyi unutmayın.
Ulusal Antik Sanat Müzesi
17. yüzyıldan günümüze ulaşan bir sarayda sanatseverleri karşılayan Ulusal Antik Sanat Müzesi (Museu Nacional de Arte Antiga), başta Portekiz olmak üzere Avrupa resim sanatının örneklerini ve heykel, seramik-porselen, gümüş-altın, mobilya, cam gibi başlıklar altında toplanan koleksiyonları görebileceğiniz benzersiz bir müze. Portekiz’in keşfettiği topraklardan getirilen sanat eserleri de sergileniyor. Müzede, Portekiz saray ressamı Nuno Gonçalves’in eseri Aziz Vincent Panelleri, Albrecht Dürer’in Aziz Jerome’u ve Rönesans’ın Alman ressamlarından Lucas Cranach’ın Hartenfels Kalesi Yakınındaki Av’ı görmeniz gereken başyapıtlar arasında.
Aguas Livres Su Kemeri
Lizbon’dan Caneças’a tam 18 km boyunca uzanan Aguas Livres Su Kemeri (Aqueduto das Aguas Livres), 109 kemerden oluşuyor. 18. yüzyıl mimari gelişmişliği ve mühendisliği düşünüldüğünde yapıyı, uzunluğu kadar, 65 metre olan yüksekliği de inanılmaz kılıyor. Portekiz Krallığı’nın 24. kralı olan V. Dom Joao’nın emriyle 1728’de, İtalyan mimar Antonio Canevari öncülüğünde inşa edilmeye başlanan kemer 107 yıl sonra, 1835’te tamamlanabilmiş. Aguas Livres Su Kemeri, dünyanın en büyük yıkım yaratan depremlerinden 1755 Lizbon Depremini bile, kusursuz inşaatı nedeniyle hasarsız atlatmış. Kemerler, aynı zamanda 1836’dan 1840’a kadar Portekiz’de yetmişin üzerinde cinayet işleyen seri katil Diogo Alves’in suç mahalli olarak kötü bir üne de sahip.
Alfama
Yerleşiminin tarihi 5. yüzyıla kadar uzanan Alfama’da, ilk sakinleri Vizigotlardan kalan bir duvar hâlâ görülebiliyor. Ancak mahalleye asıl atmosferini ve şeklini verenler Mağrip halkları olmuş. Onların zamanında en üst sınıfın yaşadığı Alfama’ya, 1755’te yaşanan depremden sonra alt tabakadan insanlar yerleşmiş. Lizbon’un ortasında taşranın içtenliğini bulacağınız Alfama sokaklarında gezerken müstakil evlerin önünde Tejo Nehri’nden tutulmuş balıkları temizleyen kadınların başrolde olduğu sahneler izleyeceksiniz. Yalnız, bu güzel sokaklar yokuş olduğu için yürüyüş ayakkabılarınızı giymeyi unutmayın. Alfama ziyaretinizi haziran ayında düzenlenen Festas dos Santos Populares zamanına getirirseniz birbirinden renkli görüntülerin yaşandığı bu festivali de görmüş olursunuz.
Ticaret Meydanı
Tejo Nehri’nin kenarında uzanan Ticaret Meydanı (Praça do Comercio), Lizbon’a deniz yoluyla gelenlerin kente giriş yaptığı bir yer olduğu için yüzyıllarca “Lizbon’un Kapısı” olarak da anılmış. 1755 Lizbon Depremi’nden önce aynı yerde kraliyet sarayı olarak kullanılan Palácio da Ribeira bulunuyormuş. Bu nedenle meydan hâlâ Saray Meydanı (Terreiro do Paço) olarak da anılıyor. Depremin ardından yeniden düzenlenen bu alanın ortasındaki Kral I. Jose heykeli, 1775 yılında heykeltıraş Machado de Castro tarafından yapılmış. Ticaret Meydanı’nı, Agusta Caddesi’ne bağlayan anıtsal kemerler turistlerin kenti keşfetmeye başladıkları geziler için iyi bir başlangıç noktası olarak tanınıyor.
Yemeden dönme
Belem Pastası
19. yüzyılın başındaki devrimde işsiz kalan rahiplerden biri geçimini sağlamak için yaptığı kremalı tatlısını satmaya başlamış. Zamanla Belem kasabası, Belem pastasıyla (pasteis de nata ya da pasteis de belém) tanınır olmuş. Sonunda 1837’de Belem’de açılan pastaneyle bu özgün lezzet, herkesin erişebileceği duruma gelmiş. Lizbon ziyaretlerinizde mutlaka tatmanız gereken bu hafif lezzet özellikle kahve eşliğinde unutulmaz bir şölene dönüşüyor.
Bacalhau
Lizbon’un, Akdeniz’le buluşan Tejo Nehri’nin kıyısında bulunması, kentin mutfağında önemli bir etki yaratmış ve deniz ürünleri en çok tüketilen besinler arasında yer almış. Bu deniz ürünleri arasında morina balığı özel bir öneme sahip. Çünkü morinadan yapılan bacalhau, ülkenin ulusal yemeği olarak kabul ediliyor. Temel olarak tuzlanmış morina olarak tanımlanabilecek Bacalhau’nun hazırlanmasının 365, servis edilmesininse 25 farklı şekli bulunuyor. Lizbon’da tüm çeşitlerini rahatlıkla bulabileceğiniz yemeğin en yaygın tüketilen usulü bacalhau a bras olarak adlandırılanı. Bu usule göre hazırlanan morina çırpılmış yumurta, patates, pirinç, maydanoz ve soğan kullanılarak hazırlanıyor ve siyah zeytin eşliğinde servis ediliyor.