More

    Şehrin ruhu: Münih


    Görmeden gelme

    Alte Pinakothek

    Bavyera kralı I. Ludwig tarafından yaptırılan ve 1836’da kapılarını ziyaretçilere açan Eski Galeri (Alte Pinakothek), Alman mimar Leo von Klenze tarafından inşa edilmiş. II. Dünya Savaşı’nda büyük zarar gören müze, 1957 yılında Alman mimar Hans Döllgast tarafından yeniden inşa edilmiş. Ancak bu yeniden inşa ediliş sırasında,  binanın ön cephesinin baştan yapılması yerine zarar gören yerleri tuğlalarla onarılmış, “yara”ları görünür bırakılmış. Böylece bina, savaş sonrası yeniden inşa etme anlayışına iyi bir örnek olarak mimarlık tarihindeki yerini almış. Müze gezinizde, Avrupalı sanatçıların Ortaçağ’dan Rokoko Döneminin sonuna kadarki özelliklerini yansıtan 800’den fazla başyapıtını görebilirsiniz. Müze koleksiyonlarında Venedik sanatı, usta ressam Tiziano; Flaman Barok sanatıysa Frans Hals tarafından temsil ediliyor. Flaman ressam Peter Paul Rubens’in yapıtları müzenin en ilgi çeken eserleri arasında sayılıyor. Öne çıkan diğer yapıtlar arasında Alman ressamlar Albrecht Altdorfer ve Albrecht Dürer’in işleri de bulunuyor. Ayrıca Dürer’in 1500’de yaptığı, çığır açan otoportresini ve “Dört Havari” adlı eserini de Alte Pinakothek’te görebilirsiniz.

    Modern Sanat Galerisi

    Sanat, mimari ve tasarım müzesi Modern Sanat Galerisi (Pinakothek der Moderne), hemen Alte ve Neu Pinakothek’in yanı başında yer alıyor. Uzun yıllar boyunca toplanmış 20 ve 21. yüzyıl sanat ve tasarım eserlerinin sergilendiği müzede, ayrıca eserlere dijital erişim de sağlanıyor. Modern Sanat Galerisi, tasarım ve el sanatlarının en iyi örneklerinin yanı sıra mimari çizimler, fotoğraflar, modeller, basılı grafikler ve değerli illüstrasyonlardan oluşan koleksiyonuyla da kentin sanat ve kültür birikimine büyük katkıda bulunuyor. Bu özellikleriyle birlikte, çok sayıda ilham verici etkinliğin düzenlendiği ve eğitim hizmetinin verildiği müze, Münih ziyaretlerinde uğranması gereken önemli adreslerden biri.

    Nymphenburg Sarayı

    Nymphenburg Sarayı (Schloss Nymphenburg), eski Bavyera krallarının yaz aylarında ikamet ettiği Barok mimari özellikleri yansıtan bir saray. Mimari ve bahçe tasarımının örnek birleşimiyle dikkat çeken bu gösterişli yapı, Barok mimarinin önemli isimlerinden biri olan İtalyan mimar Agostino Barelli tarafından tasarlanmış. Yapımına 1664 yılında veliaht prens Max Emanuel’in doğumu üzerine başlanmış. Odalarında Barok Dönemden Klasisizm Dönemine kadar sanat eserleri sergilenen sarayı ziyaret edenler, Bavyera kralı II. Ludwig’in doğduğu yeri ve Kral I. Ludwig’in yaptırdığı dünyaca ünlü “Güzeller Galerisi”ni görebilirler. Dönemin 36 aristokrat kadınının portrelerinin asılı olduğu bu galeri, sarayın en ünlü mekânlarından biri olarak büyük ilgi görüyor. Fransız yönetmen Alain Resnais’in, 1961 yapımı filmi Marienbad’da Son Yıl’ın büyük bölümü ve İtalyan yönetmen Luchino Visconti’nin Kral II. Ludwig’in hayatının anlatıldığı 1972 tarihli Ludwig adlı filminin bir kısmı bu sarayda ve bahçesinde çekilmiş. Nymphenburg Sarayı ziyaretinizde Taş Salon’u, Güzeller Galerisi’ni, Fayton Müzesi’ni (Marstallmuseum) ve her biri ayrı sanat eseri olan heykellerle süslü ünlü bahçesini görmeyi unutmayın.

    Neue Pinakothek

    yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına kadar olan zaman diliminde, Avrupa resim ve heykel sanatının en başarılı örneklerini içeren koleksiyon, Yeni Galeri’nin (Neue Pinakothek) dünya çapında ünlü olmasını sağlıyor. Özellikle 19. yüzyıl Alman sanatını yansıtan yapıtlardan oluşan koleksiyon, bu dönemle ilgili en önemli derleme olarak kabul ediliyor. Müzenin çekirdeğini, Kral I. Ludwig’in özel koleksiyonu oluşturuyor. 19. yüzyıl Alman ressamlarından Caspar David Friedrich’in erken romantik duygusalcılığın en güzel örneklerinden olan işleri burada sergileniyor. Müzede eserleri bulunan Wilhelm von Kaulbach ve Karl von Piloty gibi toplumcu ressamlar o dönemde Alman tarihine yeni başlayan ilgiyi temsil ediyor. Ayrıca en önemli Alman sanatçılardan Hans von Marées’in eşsiz yapıtlarının da sergilendiği müzede, İngiliz Thomas Gainsborough, İspanyol Francisco Goya ve Fransız Jacques Louis David’in yapıtlarını da görebilirsiniz. Neue Pinakothek ziyaretinizde görülmesi gereken önemli koleksiyonlardan biri de, Fransız İzlenimcilerin yapıtlarından oluşan muhteşem koleksiyon. Bu koleksiyonda Monet, Manet, Degas, Pissaro ve Renoir’in öne çıkan yapıtları hayranlık uyandırıyor. Ayrıca müzede Cezanne, Gauguin ve Van Gogh gibi modern sanatın öncülerinin işlerini de görebilirsiniz. 

    Münih Sarayı

    Münih Sarayı (Münchner Residenz), mimarisiyle, 130 odası ve 10 avlusuyla görkemli bir yapı. Sarayda 1508 yılından, 1918 yılına kadar Bavyera’nın dükleri, prensleri ve kralları yaşamış. 1385’te şehrin kuzeydoğusunda bir kale olarak inşa edilen yapı, yüzyıllar içerisinde yapılan eklemelerle muhteşem bir saray haline gelmiş. Geziniz sırasında sarayın mimarisini ve odaların dekorasyonunu görebilir, sergilenen kraliyet koleksiyonlarını inceleyebilirsiniz. Saray binasının en önemli bölümleri Königsbau, Alte Residenz ve Festsaalbau olarak bilinen bölümleri. Festsaalbau’nun içinde Cuvillies Tiyatrosu ve Bavyera Radyosu Senfoni Orkestrası’nın konserleri verdiği Herkül Salonu (Herkulessaal) da bulunuyor. Münih Sarayı ziyaretinizde, Münih Sarayı Müzesi’ni (Residenzmuseum) ve her biri sanat eseri gibi süslenen galeri ve koridorları incelemeyi unutmayın.

    İngiliz Parkı

    1789 yılında Prens Carl Theodor’un isteğiyle Isar Nehri kıyısında yaptırılan parkın tasarımı yüzyıllar içerisinde sürekli değilmiş, yeni binalar ve yeşil alanlar eklenmiş. Parkın adının Englischer Garten (İngiliz Parkı) olmasının nedeni, tasarımının İngiliz parkları tarzında olması. Burada pek çok bisikletçi ve koşucunun, parkın 78 kilometrelik patikalarında antrenman yaptığını ve amatör futbolcuların futbol oynadığını görebilirsiniz. Her zaman hareketli ve canlı bir yer olan İngiliz Parkı’nda düzenli olarak çay seremonilerinin yapıldığı bir Japon Çay evi de bulunuyor. Çin Kulesi’nin yanındaki açık hava kafesi, 7.000 kişilik alanıyla kentin en popüler yerlerinden biri olarak her zaman canlı ve kalabalık. Parkın kuzey kısmıysa daha sessiz zaman geçirmek isteyenler için ideal. Nehir ve geniş, yeşil alanlarla ilgi çeken İngiliz Parkı’nı kentin karmaşasından bunaldığınızda huzurlu bir mola yeri olarak ziyaret edebilirsiniz.

    Olyimpiyat Parkı

    Münih’in kuzeyinde yer alan ve çadırları anımsatan çatı mimarisiyle dikkat çeken Olimpiyat Parkı, Olimpiyat Kule’siyle birlikte Münih’in en ünlü simgeleri olarak kabul ediliyor. 1972’deki Olimpiyat Oyunlarından sonra 300 hektarlık park, tüm şehir için bir eğlence merkezine dönüştürülmüş. Kenti gezerken mutlaka uğramanız gereken parkta koşu ve yürüyüş yapanları, bisiklete binenleri ve olimpik yüzme havuzlarında yüzenleri görebilirsiniz. Olimpiyat Parkı’nı ziyaret etme nedenlerinden en önemlisi, hiç kuşkusuz 291 metre yüksekliğindeki Olimpiyat Kulesi. Kulenin 190. metresinde yer alan gözlem terasında Münih’in en güzel manzarasını seyredebilir, unutulmaz fotoğraflar çekebilirsiniz. 182. metrede bulunan döner restoransa size unutulmaz bir yemek keyfi yaşatabilir. Restoranın bir turu tamamlaması 53 dakika sürüyor.

    Lenbachhaus Müzesi

    1887-1891 yılları arasında Alman ressam Franz von Lenbach’ın konutu olarak, Alman mimar Gabriel von Seidl tarafından yapılan bina, 1929 yılında müzeye dönüştürülmüş ve bugün Lenbachhaus Müzesi (Städtische Galerie im Lenbachhaus) olarak hizmet veriyor. Sonraki yıllarda genişletme çalışmaları yapılan müze binası, Münih’in Kunstareal olarak adlandırılan sanat ve müze bölgesinde bulunuyor. Müzede ilk olarak Franz von Lenbach’ın en önemli eserlerini görebilirsiniz. Ayrıca, 19. yüzyıl başlığı altında dönemin manzara, portre ve Art Nouveau ressamlarının işlerini, Wassily Kandinsky ve Paul Klee gibi önemli ressamların yapıtlarını da görebilirsiniz. Müzede, 1945 Sonrası Sanat başlığı altında modern sanat eserlerini de inceleyebilirsiniz.

    Brandhorst Müzesi

    Udo ve Anett Brandhorst’un koleksiyonlarıyla kurulan Brandhorst Müzesi, 2009 yılında etkileyici bir mimari eser olan binasıyla kapılarını sanatseverlere açmış. 23 farklı renkte, 36.000 seramik çubukla kaplanan cephesiyle başlı başına bir modern sanat yapıtı gibi görünen müze Münih gezilerinde görülmesi gereken yerlerin başında sayılıyor. Amerikalı ünlü sanatçı Andy Warhol’un yapıtlarından oluşan benzersiz bir koleksiyonu görebileceğiniz Brandhorst Müzesi, aynı zamanda Amerikalı ressam Cy Twombly’nin yapıtlarından oluşan koleksiyonla da dikkat çekiyor. Andy Warhol koleksiyonu da, sanatçının farklı yaratıcı dönemlerinden çok sayıda örnekle dolu. Cy Twombly’nin müzede bulunan 60’tan fazla eserini inceleyerek, sanatçının olağanüstü yaratıcı dünyasına konuk olabilirsiniz. Bu sanatçıların yanı sıra, Alman Joseph Beuys, İngiliz Damien Hirst ve Amerikalı Jean-Michel Basquiat gibi modern sanatın öncülerinin de pek çok eserini Brandhorst Müzesi’nde görebilirsiniz.

    Marienplatz

    Adını 1638 yılında, 30 Yıl Savaşları’nda İsveç kuvvetlerine karşı kazanılan zaferin onuruna Meryem Ana’ya şükran sunmak için dikilen Mariensäule’den (Meryem Sütunu) alan meydan, kentin en ünlü ve önemli meydanı olarak kabul ediliyor. Mimarisiyle meydana egemen olan yeni belediye binası (Neues Rathaus) ve hemen yakınındaki eski belediye binası (Alte Rathaus) yetersiz kalınca, 1867-1908 yılları arasında yaptırılmış. 85 metre yüksekliğindeki çan kulesiyle görkemli bir görünüme sahip olan binanın kulesine asansörle çıkılabiliyor. Kulede yer alan ve hareketli figürlerle ilgi çeken saat, her gün 11.00’de ve 17.00’de tüm bakışları üzerine topluyor. İki tarihi olayı canlandıran bu saat 43 çan ve 32 figürden oluşuyor.  Üst kısımda, 1567 yılında Dük V. Wilhelm ve Lothringen von Renata’nın evliliğini kutlamak için düzenlenmiş şövalye turnuvası canlandırılırken, alt kısımdaysa Schäfflertanz olarak bilinen bir dans sahnesi sergileniyor. Bu dans, 1517 yılında Münih’te veba salgını sırasında, fıçıcıların şehrin sokaklarında dans edip; ürkmüş, dehşete kapılmış insanlara neşe ve mutluluk getirmeye çalışmalarıyla ortaya çıkmış. Geleneksel bir dansı sergileyen figürlerin gösterisi 12-15 dakika kadar sürüyor ve altın rengi bir horoz figürünün üç defa ötmesiyle son buluyor. Neue Rathaus’un önünde yer alan, II. Dünya Savaşı’nda zarar gördükten sonra yeniden inşa edilen Fischbrunnen Çeşmesi de Münihlilerin popüler buluşma mekânlarından biri.


    Yemeden dönme

    Kaesespaetzle

    Kimilerine göre bir tür noodle, şehriye veya makarna olarak tanımlanan spaetzle, ağırlıklı olarak Almanya, İsviçre, Avusturya ve Macaristan mutfağında sıkça karşılaşılan bir yemek. Suluca bir yumurtalı hamurun özel bir elek yardımıyla kaynayan suya akıtılarak pişirilmesiyle yapılan bu yemeğin sözcük anlamı, ufak hamur toplarına ithafen “spaetzle” yani “küçük serçe”. Münih’teki hemen hemen tüm restoranların menüsünde yer alan kaesespaetzle ise, hazırlanan spaetzle’nin üzerine bol peynir serpilerek servis ediliyor. Karamelize soğan ilave edilip fırında pişirilen tarifi de oldukça lezzetli. Çoğunlukla kırmızı etle pişirilse de sosis ya da sadece sebzeyle de hazırlanabiliyor. Mercimek, pesto sosu, krema da yine bu yemeği daha da lezzetli hale getirmek için kullanılıyor. Münihlilerin en çok tükettikleri ve gurur duydukları yemeklerin başında gelen kaesespaetzle’yi denemeden Münih’ten ayrılmayın.