Bekleyişin heyecanı: İftar ve sahur ritüelleri

Türkiye’de Ramazan günleri, iftar saati yaklaştıkça artan bir hareketliliğe sahne oluyor. Fırınların önünde uzayıp giden pide kuyrukları, sadece ekmek bekleme sırası değil, mahalleli için bir karşılaşma ve sohbet noktası aynı zamanda. Tezgâha düşen susamlı ve sıcak pidenin kokusu, iftar vaktinin en belirgin işareti. Ezanın okunmasıyla birlikte sokaklar tenhalaşıyor ve şehir sakinleşiyor. İnsanlar oruçlarını açmak üzere sofralara çekiliyor. İftar sofraları da yemek yemenin ötesinde bir araya gelme ve paylaşma işlevi görüyor. Bu geleneksel sofra kültürü, “İftar ve Oruç Açma Gelenekleri” adıyla UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alıyor. Türkiye’nin bu listedeki diğer değerleri için UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi yazımızı inceleyebilirsiniz. Gecenin ilerleyen saatlerinde kalkılan sahur ise, gün doğmadan önce yapılan kahvaltıyla aile fertlerini bir araya getiren önemli bir gelenek.
Gecenin sessizliğini bozan nostalji: Ramazan davulcuları

Sahur vaktinin en ikonik simgesi, şüphesiz Ramazan davulcuları. Teknolojinin, alarm saatlerinin olmadığı zamanlardan günümüze miras kalan bu gelenek, hâlâ pek çok mahallede yaşatılıyor. Gecenin zifiri karanlığında, elinde tokmağıyla sokak sokak dolaşan davulcular, ritmik vuruşlarına eşlik eden manilerle mahalle sakinlerini uyandırır. Bu maniler, bazen mizahi bazen de düşündürücü sözleriyle kültürel hafızanın sokaklara taşınmış hâli gibi işlev görüyorlar.
Gökyüzüne yazılan mesajlar: Mahyalar

Ramazan geldiğinde Türkiye’nin, özellikle de İstanbul’un silüeti bambaşka bir estetiğe bürünüyor. İstanbul camilerinin minareleri arasına gerilen halatlara asılan kandillerle veya günümüzde LED ışıklarla yazılan yazılara mahya denir. Dünyada eşine az rastlanan bu Osmanlı mirası sanat günümüzde yaşatılmaya devam ediyor. Ramazan’ın başında “Hoş Geldin”, ortasında “Vakit İyilik Vakti”, sonunda ise “Elveda” gibi mesajlar minareler arasında yerlerini alıyor.
Ramazan ayının tarihî incelikleri: Zimem defteri ve diş kirası
Osmanlı’dan miras kalan Ramazan kültürünün içerisinde şimdilerde kısmen unutulmuş kısmen dönüşmüş de olsa zarafetli bir dayanışma ve iyilik hâli yer alıyor. Zimem defteri geleneği bunun en güzel örneklerinden. Varlıklı kişiler, mahalle bakkalına gidip veresiye defterinin rastgele sayfalarını açtırır ve borçların tamamını ödeyerek hesabı kapatır. Ne borçlu kimin ödediğini bilir ne de ödeyen kimin borcunu sildiğini. Günümüzde buna benzer bir dayanışma pratiği hâlâ bazı yerlerde sürdürülüyor. Bir diğer unutulmaz gelenek ise diş kirası. Eskiden iftar davetlerinde ev sahipleri, misafirlerine “zahmet edip geldiniz, yemek yerken dişlerinizi yordunuz” diyerek bir teşekkür nezaketi olarak hediye veya para takdim ederdi.
Türkiye’de Ramazan atmosferini deneyimleyebileceğiniz bazı şehirler
Türkiye’de Ramazan kültürü her şehirde farklı bir ritimle yaşanıyor. Kimi yerde tarihî meydanlar kalabalıklaşıyor, kimi yerde sokak aralarında mahalle iftarları kuruluyor. Ramazan’ı farklı atmosferlerde deneyimleyebileceğiniz şehirlerden bazılarını derledik.
İstanbul

Ramazan denince ilk akla gelen şehirlerden biri hiç kuşkusuz İstanbul’dur. Özellikle Tarihî Yarımada’da, akşam saatlerinde bambaşka bir atmosfer oluşuyor. Sultanahmet Camii ve çevresi iftar saatine doğru dolmaya başlar; aileler çimlere serdikleri örtüler üzerinde ezanı bekliyor. Gün batımında gökyüzü kızıl tonlara bürünürken minareler arasında yanan mahyalar şehre zarif bir siluet kazandırıyor.
Teravih namazı sonrası cami avlularında içilen çaylar, tatlı sohbetler ve geç saatlere kadar açık kalan sahaflar İstanbul’da Ramazan gecelerinin vazgeçilmezlerinden. Eyüp Sultan Camii çevresi ise özellikle manevi atmosferi yoğun hissetmek isteyenlerin tercih ettiği noktalardan biri. Türkiye’de Ramazan kültürünü hem tarihî hem de görsel bir şölen eşliğinde deneyimlemek isteyenler için İstanbul benzersiz bir durak, bunun için hazırladığımız Ramazan ayında İstanbul rehberini okuyabilirsiniz.
Konya

Anadolu’nun kalbinde yer alan Konya, Ramazan ayında dinginliğin ve maneviyatın merkezi haline geliyor. Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin hoşgörü ikliminin hissedildiği şehirde, iftar vakti yaklaştığında Mevlana Meydanı dolup taşıyor. Şehrin fırınlarından yayılan taze etliekmek kokusu sokakları sararken, iftar sonrası Selimiye Camii veya Kapu Camii’nden yükselen teravih sesleri geceye karışıyor. Konya’yı daha detaylı keşfetmek isterseniz Dolu dolu bir Konya seyahati yazısını inceleyebilirsiniz.
Bursa

Osmanlı’nın ilk başkentlerinden Bursa, Ramazan’ın en köklü yaşandığı şehirlerden biri olarak öne çıkıyor. Şehrin simgesi Ulu Cami ve çevresi, bu ayda günün her saati hareketliliğini koruyor. İftardan sonra başlayan Hacivat ve Karagöz gölge oyunları, Osmanlı’dan günümüze taşınan bir eğlence kültürü olarak sokaklarda ve kültür merkezlerinde yaşatılıyor.
Şanlıurfa

Güneydoğu’nun kadim şehirlerinden Şanlıurfa, sıcakkanlı insanları ve toprağının bereketiyle Ramazan’ı karşılıyor. Şehrin kalbi Balıklıgöl çevresinde atıyor. İftar saati geldiğinde, Balıklıgöl’ün kenarındaki yeşil alanlarda yer sofraları kuruluyor, çiğ köfteler yoğruluyor ve yüzlerce insan aynı anda orucunu açıyor. Urfa’da Ramazan geceleri uzun sürüyor; teravih sonrasında sıra geceleri düzenleniyor. Şanlıurfa’nın en ilginç Ramazan geleneği ise ciğer kebabı. Şehirde ciğer sadece bir akşam yemeği değil, aynı zamanda popüler bir sahur yiyeceği olarak tüketiliyor.
Türkiye’nin Ramazan’a özel lezzet haritası

Ciğer kebabından bahsetmişken, Ramazan kültürünün en önemli parçası elbette sofraya gelen o özenli tabaklar oluyor. Gaziantep’te iftar sofralarının ve bayram sabahlarının baş tacı yuvalama sahneye çıkıyor. Pirinç, et ve nohudun süzme yoğurtla buluştuğu, yapımı büyük emek isteyen bu yemek, kalabalık sofraların bereketi sayılıyor. Malatya taraflarına uzandığımızda, kiraz ağacı yapraklarına sarılan ve yoğurtlu sosla servis edilen kiraz yaprağı sarması, mayhoş tadıyla iftarda ferahlık arayanların tercihi oluyor.
Tabii bu zenginlik tatlısız da olmuyor. Akdeniz’in sıcak şehri Mersin’de Ramazan demek, kerebiç demek. İrmik ve fıstıkla yapılan bu tatlının alametifarikası, üzerine dökülen ve çöven otu kökünden elde edilen o beyaz, hafif köpük. Gaziantep’te sahur sofralarının bir diğer vazgeçilmezi ise Ramazan Kahkesi oluyor. Halep kökenli bir gelenek olan bu simit benzeri çörek, bol mahlepli kokusuyla şehri sarıyor ve hazmı kolaylaştırdığı için tercih ediliyor. Doğu’ya gittiğimizde Erzurum’un enerji deposu kadayıf dolması karşımıza çıkıyor. Tel kadayıfın içine ceviz sarılıp kızartılmasıyla yapılan bu tatlı, Erzurum’un en özel lezzetlerinden biri. Bursa’da sahurda tok tutması için yapılan tahinli pide, fırınların Ramazan klasiği. Elbette Ramazan deyince direkt akla gelen tatlı, Osmanlı saray mutfağının mirası olan güllaç. Mısır nişastasıyla yapılan incecik yapraklar, gül suyu ve sütle bir araya getiriliyor; böylece Ramazan’ın en hafif, en nostaljik tatlısı sofralarda yerini alıyor.
Bayram sevinci

Bir aylık sabır, ibadet ve manevi yolculuğun ardından gelen Ramazan Bayramı, toplumsal bir kucaklaşmanın da habercisi. Bayram sabahı erkenden kalkılır, en temiz kıyafetler giyilir ve camiler dolup taşar. Geleneksel olarak küçükler büyüklerin elini öper, büyükler de onlara harçlık verir. Kapı kapı dolaşıp bayramlaşarak şeker toplayan çocukların neşesi sokakları sarıyor. Baklavalar, kadayıflar ve lokumlar, tatlı yiyelim tatlı konuşalım düsturunun en lezzetli kanıtı olarak sehpalarda yerini alıyor.
