More
    Ana SayfaAvrupa gezi rehberiKaradağ gezi rehberiYemyeşil doğa, masmavi deniz: Karadağ

    Yemyeşil doğa, masmavi deniz: Karadağ

    Uluslararası adıyla Montenegro, bize göre Karadağ, her bir tarafı dağ ve ormanlarla çevrili yemyeşil bir Balkan ülkesi. Nüfusu sadece 620.000 civarında, %40’ı Müslüman ve bize tanıdık gelen bir kültür ve yaşam biçimleri var. Henüz Avrupa Birliği’ne girmemişler ama para birimleri Euro. Her taraf dağlık ve ormanlık olduğu için gece etraf kapkaranlık göründüğünden buraya Karadağ adını Türkler vermiş.


    Eskiden adı “Sırbistan Karadağ” idi; Sırbistan çekilip ayrı bir ülke olunca Karadağ kendi başına bağımsız bir ülke oldu. Karadağ’ın ormanları kadar, kıyı kesimleri de doğa harikası manzaralar sunmakta. Aynı bizim Ege kıyıları gibi oldukça girintili çıkıntılı bir sahil şeridi var, yeşil ve mavi iç içe. Turizm henüz fazla gelişmediğinden ormanlardan Dalmaçya sahillerine inen kayalıklarla çevrili bakir doğa manzaralarını burada halen görmek mümkün. Karadağ’da özellikle görmenizi tavsiye edebileceğim yerler Kotor ve Budva. Karadağ’ın başkenti olan Podgorica da sadeliği, sakinliği ve doğal güzelliği ile görülmeye değer bir şehir.

    Karadağ’a, Türk Hava Yolları’nın Podgorica uçuşları ile 1 saat 50 dakika süren bir yolculuk sonucu ulaşılıyor. Havalimanı oldukça küçük, uçaktan indiğinizde pistten havalimanına yürüyerek geçiveriyorsunuz. Türk vatandaşlardan vize istenmediği ülkeye girişte sorunsuz bir pasaport kontrolünden geçiyor ve ülkeye kolayca ayak basıyorsunuz. Havalimanından Podgorica’ya veya başka bir şehre gidecekseniz taksi tutmanız en pratik çözüm. Taksilerle mutlaka pazarlık yapmalısınız, neredeyse yarı yarıya fark edebilir. Daha uygun olması için taksiyi önceden internetten ayarlamanızı tavsiye ederim, böylece taksi bulup pazarlık yapma derdinden kurtulursunuz.

    Biz havalimanından direkt olarak taksi ile otelimizin bulunduğu Budva şehrine hareket ettik. Podgorica Havaalanı’ndan taksi ile yol, yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Yol boyunca dağların çevresinden, tepelerden dönerken, harika Adriyatik ya da diğer adıyla Dalmaçya kıyılarını seyrederek ve mis gibi temiz orman havasını içimize çekerek keyifli bir yolculuk yaptık.

    Budva yaklaşık 2500 yıllık tarihi ve eğlence yerleri ile ülkenin en turistik şehirlerinden biri. Yugoslavya döneminde ülkenin eğlence merkeziymiş; halen de Karadağ’ın en hareketli, en eğlenceli tatil şehri.

    Otelinizi ayırırken, özellikle kale surları içinde kalan eski şehir “Stari Grad” içinde bir butik otelde kalmanızı öneririm. Taş evlerle çevrili olan Stari Grad, daracık sokakları ve bu sokaklarda konuşlanmış sempatik kafeleri, butikleri, restoranları ve yerel hediye dükkanları ile samimi ve keyifli bir ortam sunuyor. Eski şehrin ortasında kale, kilise ve çevresinde küçük bir meydan var. Bu meydanda ressamları, sokak müzisyenlerini ve gösterileri izleyerek hoş vakit geçirebilirsiniz. Pi sayısının sembolü taşın önünde fotoğraf çekilmek de burada bir gelenek. Kaleye giriş için 2,5 Euro gibi cüzi bir tutar ödüyorsunuz, kalenin surlarına çıkınca tüm çevrenin güzelliğine hayran olacaksınız.

    Eski şehrin dışına çıktığınızda lüks yatların sıralandığı Marina ve sonra plaj olarak devam eden sahilde uzun bir yürüyüş yapabilir, kalabalık turistlerin oluşturduğu sokaklarda gezinebilir, yerel hediyelikler satan dükkanlardan alışveriş yapabilir, çeşitli restoranlarında deniz ürünleri ve yerel yemekleri deneyebilirsiniz (Jadran, Porto ve Greco isimli restoranlar ile Hemingway Cafe bizim favorilerimizdi), tekne turuna katılabilir ya da dilerseniz bangır bangır müzik çalan kulüplerde eğlenebilirsiniz.

    Budva’nın sembolü haline gelen Dans Eden Kız Heykeli, kaleden Mogren Plajı yönüne doğru giderken karşınıza çıkıyor. Bu heykelden daracık devam eden sahil yolunu takip ederseniz daha çok yerel halkın tercih ettiği Mogren Plajı’na varıyorsunuz. Plaj ulaşımı biraz zor olduğundan fazla kalabalık olmuyor, diğer plajlara göre daha sakin ve temiz kalıyor.

    Yüzmeniz için önereceğim bir diğer adres, Budva’nın hemen karşısında yer alan ve “Hawaii Adası” olarak anılan St. Nikola Adası. Buraya yaz aylarında gün boyu ring yapan teknelerle ulaşabilirsiniz. Gidiş-dönüş kişi başı 3.-Euro tutuyor. Adanın plaj kısmı daha az taşlı, denizi temiz ve çok kalabalık değil, ayrıca adada otel ve restoran da yer alıyor. Adadan Budva manzarası size harika fotoğraflar verecektir.

    Aslında Budva’da her yerden denize girilebiliyor, her yer plaj denilebilir. Kalenin hemen önünde bir halk plajı var. Kalenin dışında, yat limanının devamında da yine uzun bir halk plajı ve sonunda bungee jumping yapabileceğiniz bir eğlence tesisi yer alıyor. Şehirden uzak, doğayla iç içe bir plaja gitmek isterseniz Jazz Plajı’na gidebilirsiniz. Bu plaja şehirden minibüslerle 1.-Euro’ya veya taksi ile 5.-Euro’ya ulaşabilirsiniz.

    Biz Budva’da, kale içinde sempatik bir taş otelde kaldık. Her akşam kale içi ve sahilde yürüyüş yaptık, çevredeki yerel restoranları denedik ve küçük bir yer olmasına rağmen hiç sıkılmadık. Her gün ya bir tur aldık ya da Herceg Novi, Petrovic, Bar, Kotor gibi diğer yakın çevredeki Karadağ’ın değişik bölgelerini gezmeye çalıştık. Bunlar içinde kuşkusuz en etkileyici olan Kotor gezisi oldu.

    Kotor, Budva’nın kuzeyinde kalan, UNESCO tarafından korumaya alınmış, tarihi M.Ö. 3. yüzyıla dayanan, fiyortlarla çevrili, iç deniz gibi bir liman şehri. Buraya her gün dev gibi yolcu gemileri yanaşıyor ve Karadağ’da başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz kadar çok turist buraya akın ediyor.

    Kotor aynı Budva gibi kale surlarıyla çevrili. Kale içi Budva’dan daha büyük; taş evler, dar sokaklar, meydanlar ve küçük dükkanlarla dolu ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde olduğu için çok iyi korunmuş durumda. Bu tarihi şehirde halen hayat devam ediyor ama çevreyi çirkinleştirecek hiçbir yapıya, hiçbir fazlalığa izin verilmemiş. Gündüz turistler nedeniyle şehir çok hareketli, ancak gece gürültüye izin verilmediğinden sessiz sakin bir ortam halini alıyor. Kale içinde gezinirken taş evlerin altlarında yer alan sempatik minik kafelerde kahvenizi yudumlayın, sevdiklerinize sembolik birkaç hediye alın. Sağlık sorununuz bulunmuyor ise mutlaka kendinizi biraz zorlayıp kaleye çıkın. Uzun bir merdivenle tepeye tırmanıyorsunuz, ama göreceğiniz manzaraya değer. Kotor’da da plajlar mevcut ama her gün gelen büyük gemilerden dolayı deniz için Budva’yı tercih etmenizi tavsiye ederim. Budva açık denize baktığından tertemiz bir denize sahip. Bu arada Dalmaçya denizi taşlık ve bazı yerler kayalık, bu nedenle mutlaka bir deniz ayakkabısı veya palet kullanmanızı öneririm.

    Budva’nın birkaç km ötesinde yer alan Sveti Stefan Adası, masallardan fırlamış bir kare gibi gözünüze çarpacak. Ada 15. yüzyılda bir balıkçı köyüymüş, şimdi ise içinde çok lüks bir otelin ve Sophia Loren, Kirk Douglas, Claudia Schiffer gibi meşhurların evlerinin bulunduğu özel bir ada olmuş. Eskiden kara ile bir bağlantısı yokmuş, ama şimdi zenginlerin lüks evlerine kolayca ulaşabilmeleri için adaya uzanan ince bir yol yapılmış. Adaya giriş serbest değil, sadece adadaki otelde kalırsanız girebiliyorsunuz – ki otelin 1 gecelik ücretinin 1.000EUR civarında olduğu söyleniyor. Adanın her 2 tarafında özel plajlar var. Bu plajlara giriş de ücretli. Bu plajlara gitmek isterseniz Budva’dan her gün minibüse benzeyen araçlar kalkıyor. Bence adayı en iyi tekne turları ile yakınından geçerek tanıyabilirsiniz. Tekneler o kadar yakın geçiyor ki adanın içindeki evleri, detayları görebiliyor, fotoğraflar çekilebiliyorsunuz. Biz Budva’dan bir tekne turu aldık. Böylece hem Sveti Stefan Adası’nın çevresini tekne ile gezip görme imkanımız oldu, hem de Adriyatik kıyılarını uzaktan görüp harika koylarında denize girebildik. Tekne turu Petkovic denilen Budva’ya komşu küçük tarihi kasabaya da uğruyor. Burada 1-2 saat kadar konaklıyor, öğlen yemeğini buradaki restoranlarda yedikten sonra biraz çevreyi gezip görebiliyor, dilerseniz hediyelik alışverişi yapıyorsunuz. Sonra tekne Budva’ya geri dönüyor. Ayrıca direkt olarak Kotor ve Budva’ya seyahat etmek isterseniz hemen bir Kotor uçak bileti almanızı öneriyorum. Zira artık Türk Hava Yolları’nın bu bölgeye direkt olarak uçuşu var!

    Seyahatimizin sonlarına doğru başkent Podgorica’ya da günü birlik bir gezi yaptık. Budva otobüs terminalinden her gün sabahın erken saatinden, akşamın geç saatlerine kadar Podgorica’ya otobüs seferi bulabilirsiniz. Bu yolculuk sırasında İşkodra (Skadar) Gölü’nün çevresini de görebilirsiniz.

    Podgorica çok sade, çok sakin, fazla yüksek binası olmayan, fazla kalabalığı olmayan, yemyeşil bir şehir. Nüfusu sadece 150.000 kadar. Podgorica’da bizim hiç alışkın olmadığımız bir sakinlik var, bu başlarda bize biraz ilginç geldi ama alıştıkça bu huzurlu ortam hoşumuza gitti. Gündüz saatleri sokaklarda insan görmek zor, akşamüstü insanlar işten çıkmaya başlayınca ortada biraz insan görüyorsunuz.:) Tüm şehri 1 günde yürüyerek gezebilirsiniz. Turizm henüz fazla gelişmediğinden, çevrede herhangi bir harita veya turistik bilgi veren turizm danışma merkezi göremedik. En iyisi internetten bilgileri toplayıp öyle gezmeniz.

    Burası 1474-1878 arası yani tam 400 yıl kadar Osmanlıların yönetimindeymiş. Şehirde Stara Varos denilen eski bir Türk mahallesi var. Eskiden Osmanlı kasabası olan bu mahallede, Osmanlı’dan kalan saat kulesi, cami ve evleri görebilirsiniz. Maalesef 2. Dünya Savaşı’nda şehir çok harap olmuş, bu yüzden fazla bir şey kalmamış. Yugoslavya’nın sembol lideri Tito döneminde şehir yeniden inşa edilmiş.


    Podgorica ‘da görmenizi tavsiye edeceğim yerler:

    Milenyum Köprüsü

    İlginç mimari yapısıyla ilgi çekiyor, şehre modern bir görünüm vermiş.

    Merdiven (Skalina) bölgesi

    Tarihi kalıntıların ve Osmanlı’dan kalma bir köprünün de bulunduğu bu bölge, nehir sırasında yer alıyor.  Şehrin ortasından geçen nehirde bazı yerleri plaj gibi yapmışlar, buradan da nehre giren insanlar görebilirsiniz.

    Moskova Köprüsü

    Milenyum Köprüsü’nün paralelinde kalan köprü üzerinden Milenyum Köprüsü’nün güzel fotoğraflarını çekebilirsiniz. Köprü araç trafiğine kapalı, sadece yaya geçişine izin veriliyor. Köprü üzerinde dinlenebileceğiniz dekoratif banklar da yer alıyor. 

    Hercegovacka, Slobode ve  Nyegoseva caddeleri:  Bunlar şık butiklere, kafelere, konsolosluklara ev sahipliği yapan, şehir merkezinin en nezih caddeleri. Trafiğe kapalı olan Hercegovacka Caddesi’nde şık insanlar dolaşıyor. Nyegoseva Caddesi’nde restore edilmiş rengarenk, sempatik, tipik eski Podgorica evleri bulunuyor. Merkezdeki bu caddelerin hepsi Ana Meydan’a çıkıyor.

    Katedral

    Sırp Ortodoks Katedrali, aslında pek tarihi sayılmaz 1990’lı yıllarda inşa edilmiş ama işçilik ve içindeki sanatsal resimler görülmeye değer.

    Yemek konusuna gelirsek… Etrafta çok fazla pizzacı börekçi, köfteci ve dönerci göreceksiniz ama kesinlikle Bosna’daki yemekler gibi bir beklentiniz olmasın. Burada döneri “Gyros” yani Yunan döneri olarak tanımışlar, pek tavsiye etmiyorum. Bunlar dışında restoranlarda yöresel denilebilecek fazla özellikli bir yemek bulamadık. Her yer pizzacı dolu. Yemek olarak pizza ya da deniz ürünlerini tercih etmenizi öneririm. Ayrıca Hard Rock Cafe’ye uğrayabilirsiniz. Şimdiye kadar gördüklerimin en uygun fiyatlı olanıydı diyebilirim. 🙂

    Sonuç olarak; Karadağ yemyeşil doğası, masmavi tertemiz denizi ve arkadaş canlısı insanları ile, uygun bütçeli, huzurlu ve güzel tatil geçirebileceğiniz bir adres olacaktır.

    *Blogumuzda yer alan bu yazının tarihi bazı güncellemelerden dolayı yeni görünüyor olabilir. Yazının içeriği yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır ve yazıda yer alan fiyat, ulaşım gibi bazı bilgilerin değişmiş olması mümkündür. Göz önünde bulundurmanızı rica ederiz.

    Bunlar da var!