Çemberlitaş Sütunu (Konstantin Sütunu)

İstanbul’un kalbinde, Çemberlitaş semtinde yer alan bu sütun, kentin en tanınmış Roma dönemi anıtlarından biri. Çemberlitaş Sütunu, 4. yüzyılın başlarında İmparator I. Konstantin onuruna dikilmiş. Aslen Roma’daki Apollon Tapınağı’ndan getirildiği rivayet edilen bu sütun, Konstantin’in Yeni Roma’sının kuruluşunu simgeleyen zafer anıtı olarak şehrin merkezi bir meydanına, Forum Konstantin’e yerleştirilmiş. Başlangıçta tepesinde güneş tanrısı Helios şeklinde tasvir edilen, sonradan Konstantin’i temsil eden bir bronz heykel bulunuyordu. Yüzyıllar boyunca çeşitli depremler ve yangınlar atlatan sütunun üzerindeki heykel, Bizans döneminin sonlarında düşmüş ve yerine bir haç konulmuştu. İstanbul’un fethinden sonra ise bu haç kaldırıldı. 1515’te meydana gelen büyük bir yangında sütun ciddi hasar görmüş, yüzeyi kararmış ve çatlaklar oluşmuş. Bu nedenle 17. yüzyıl sonlarında II. Mustafa sütunu güçlendirmek için alt kısmına taş destek yaptırıp gövdesini demir halkalarla sarmış. İşte o günden sonra halk arasında “Çemberli-taş” adıyla anılmaya başlanmış.
Günümüzde yaklaşık 35 metre yüksekliğinde olan Çemberlitaş Sütunu, İstanbul’un kuruluş efsanelerinden imparatorluk çağına uzanan zengin hikâyesiyle ziyaretçilerini kendine hayran bırakmaya devam ediyor. Yakınlarda görülecek yerler arasında İstanbul’un en ünlü çarşısı Kapalıçarşı, hemen yanında yükselen Nuruosmaniye Camii ve Sultan II. Mahmud Türbesi bulunuyor.
Kıztaşı (Markianos Sütunu)

Bizans döneminden günümüze ulaşan nadir anıtlardan biri olan Kıztaşı, İstanbul’un Fatih semtinde, kendi adını taşıyan küçük bir meydanda yükseliyor. 5. yüzyılın ortalarında, imparator Marcianus şerefine şehrin valisi Tatianus tarafından dikilen bu sütun, imparatorun onurunu ölümsüzleştirme amacı taşıyan bir zafer sütunu. Kıztaşı, tek parça kırmızımsı gri renkli Mısır granitinden yapılmış olup yaklaşık 17 metre yüksekliğinde. Üzerinde Korint düzeninde bir başlık ve onun da üstünde bir impost bloğu bulunuyor. Bizans zamanında bu bloğun üzerinde imparator Marcianus’un bronz bir heykeli yer alıyordu. Sütunun kaidesi beyaz mermerden dört köşeli bir blok olup, üç cephesindeki daire formlu kabartmalarda haç motifleri yer alıyordu. Halk arasında “Kıztaşı” adıyla anılmasının birden fazla efsanesi var. Ünlü seyyah Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde bu sütun için “içinde bir kral kızı yatar” şeklinde gizemli bir anlatıdan bahseder. Bir başka rivayete göre ise, genç bir kızın bu ağır taşı tek başına taşıdığı ancak bir cin tarafından durdurulunca taşı bırakmak zorunda kaldığı ve sütunun o noktada kaldığı anlatılır. Bugün orijinal malzemesinin büyük kısmını koruyan sütun, üstündeki heykel hariç bütünüyle ayakta ve İstanbul’un en eski Bizans anıtlarından biri olarak mimari ve kültürel değere sahip. Yakınlarda görülecek yerler arasında Bozdoğan Kemeri, Şehzade Camii ve Fatih Camii bulunuyor.
Gotlar Sütunu

Gotlar Sütunu, İstanbul’un en eski anıt sütunlarından biri olarak Roma İmparatorluğu mirasını günümüze taşıyor. İmparator Claudius II’nin veya muhtemelen I. Konstantin’in Got kavimlerine karşı kazandığı bir zafer anısına, 3. ya da 4. yüzyılda dikildiği düşünülüyor. Bu sütun, Tarihî Yarımada’nın Sarayburnu ucunda, Topkapı Sarayı’nın dış bahçesi olan Gülhane Parkı içinde bulunuyor. Yaklaşık 18,5 metre yüksekliğindeki anıt, tek parça Prokonnesos mermerinden yontulmuş. Gövdesi üzerindeki Korint üslubundaki başlık, kartal kabartmalarıyla süslü ve sütunun tepesinde bir zamanlar şans tanrıçası Tyche’nin heykelinin durduğu rivayet ediliyor. Adını kaidesindeki “DEVICTUS GOTHOS” (Gotlar’ın mağlup edilmesi) ibaresinden alıyor. Yüksek ağaçlar arasında saklanmış bir hazine gibi duran Gotlar Sütunu, İstanbul’un fethinden önceki dönemden hemen hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze ulaşmış ender eserlerden. Osmanlı döneminde halk tarafından “tılsımlı sutun”lardan biri olarak görülen bu sütunun, varlığını koruduğu müddetçe kenti düşman saldırılarından koruyacağına dair inançlar bile mevcuttu. Yakınlarda görülecek yerler arasında Gülhane Parkı, Topkapı Sarayı ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri yer alıyor.
Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun)

İstanbul’un en eski anıtlarından biri olan Yılanlı Sütun, Antik Yunan dünyasından günümüze uzanan etkileyici bir hikâyeye sahip. Aslen MÖ 5. yüzyıla tarihlenen bu bronz sütun, Yunan şehir devletlerinin birleşerek Perslere karşı kazandığı Plataia Zaferi anısına Delphi’deki Apollo Tapınağı önünde yaptırılmış. Üç başlı bir yılan figüründen oluşan sütun, antik inanışa göre Apollo’nun bir ejderhayı alt etmesi mitinden esinlenilerek seçilmiş. İmparator I. Konstantin, İstanbul’u imparatorluğun başkenti ilan edince şehrin manevi gücünü artırmak amacıyla bu zafer sütununu MS 324 civarında İstanbul’a getirterek Hipodrom’un merkezine diktirmiş. Yaklaşık 8 metre yüksekliğinde olduğu bilinen sütunun günümüze 5 metrelik alt bölümü ulaşmış. Bir zamanlar tepesinde bulunan altın kazan antik çağlarda kaybolmuş.
Üç yılan başı ise 17. yüzyıl sonlarına dek sütunun üzerinde duruyordu. Bugün bu yılan başlarından biri İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Yılanlı Sütun, yüzyıllar boyunca tılsımlı olduğuna, kenti yılan ve zararlı haşerelerden koruduğuna inanılan bir anıttı. Sultanahmet Meydanı’nda mütevazı görünümüne rağmen 2500 yıllık bir tarihe sahip bu eser, İstanbul’un Antik Yunan ile Bizans arasındaki kesintisiz kültürel bağını simgeliyor. Yakınlarda görülecek yerler arasında Sultanahmet Meydanı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve Sultanahmet Camii bulunuyor.
Theodosius Dikilitaşı (Obelisk)

Sultanahmet Meydanı’nın ortasında yükselen Theodosius Dikilitaşı, İstanbul’un en dikkat çekici anıtlarından biri. Aslında Mısır firavunu III. Thutmose tarafından MÖ 15. yüzyılda yaptırılmış antik bir Mısır dikilitaşı olan bu eser, hiyeroglif yazılı dört yüzüyle firavunun zaferlerini övüyor. Orijinalde Mısır’ın Heliopolis kentinde dikili duran dikilitaş, Roma İmparatoru I. Theodosius tarafından MS 390 yılında Konstantinopolis’e getirilerek Hipodrom’a dikilmiş. Böylece imparator, kendi yönetiminin kudretini ve Doğu ile Batı imparatorluklarının birleşmesini sembolize etmek istemiş. Pembe granitten yapılan dikilitaşın günümüzdeki yüksekliği kaidesiyle birlikte yaklaşık 25 metre. Kaidesi, Theodosius dönemine ait kabartmalarla süslü. Theodosius Dikilitaşı’nın kendisi ise bin yıldan fazla bir süre toprak altında kaldığı için yüzeyi son derece iyi korunmuş bir şekilde günümüze ulaşmış. Adeta 3500 yıl önceki parlaklığını halen koruyan hiyeroglif figürleri seçebilirsiniz. İstanbul’daki en eski eserlerden biri olan bu dikilitaş, antik Mısır, Roma ve Bizans medeniyetlerinin kesişim noktasında duruyor. Yakınlarda görülecek yerler arasında Ayasofya ve Alman Çeşmesi yer alıyor.
Milyon Taşı (Milion)
“Bütün yollar Roma’ya çıkar” sözünü duymuşsunuzdur. İşte bu sözün kökeni, Antik Roma’da İmparator Augustus tarafından dikilen ve “Golden Milestone” (Altın Miltaşı) olarak bilinen anıta dayanıyor. Ancak İmparator I. Konstantin, başkenti Roma’dan İstanbul’a taşıdığında, “Yeni Roma”nın da en az eskisi kadar görkemli olması için bu geleneği buraya taşıdı. Yerebatan Sarnıcı girişinin hemen köşesinde, bugün mütevazı bir taş parçası olarak gördüğümüz Milyon Taşı, aslında 4. yüzyılda inşa edilmiş devasa bir yapının, bir “Tetrapylon”un kalıntısı. Orijinalinde dört sütun üzerine oturan, kubbeli ve heykellerle süslü bu görkemli yapı, Doğu Roma İmparatorluğu’nun “sıfır noktası” olarak kabul edilirdi. İskoçya’dan Kızıldeniz’e, Fas’tan Dicle Irmağı’na kadar uzanan yaklaşık 400.000 kilometrelik devasa Roma yol ağının başlangıç noktası burasıydı ve tüm mesafeler bu taşa göre hesaplanırdı. Bugün tek bir parçası kalsa da, Milyon Taşı’nın önünde durduğunuzda, bir zamanlar dünyanın merkezi sayılan noktada durduğunuzu ve tarihin en büyük imparatorluklarından birinin tüm yollarının ayağınızın altından başladığını hissedebilirsiniz. Yakınlarda görülecek yerler arasında Yerebatan Sarnıcı ve Aya İrini bulunuyor.
İstanbul’un tarihî sütunları, kentin geçmişine dikilen zafer işaretleri olarak bugün de bizlere çok şey anlatıyor. Bu anıtlar, imparatorların güç gösterilerinin ve inançlarının taşlaşmış birer nişanesi. Bu sütunların her biri, ait olduğu dönemin siyasi ve kültürel atmosferini yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda yüzyıllar boyunca ayakta kalarak İstanbul’un bir açık hava müzesi kimliği kazanmasında rol oynuyor. Tarih meraklıları için bu sütunları ziyaret etmek, Roma’dan Bizans’a ve Osmanlı’ya uzanan bir zaman yolculuğuna çıkmak demek. İstanbul’u gezerken bu anıtsal sütunların gölgesinde durup geçmişi hissederken, aynı zamanda hemen yakınlarında yükselen camiler, kiliseler, çeşmeler ve saraylarla tarihin katmanlarını bir arada deneyimleyebilirsiniz.
