Ana SayfaSeyahat fikirleriSinefilin şehir rehberiJohn Wick filmlerinin çekildiği yerler: New York'tan Paris'e sinematik bir aksiyon rotası

John Wick filmlerinin çekildiği yerler: New York’tan Paris’e sinematik bir aksiyon rotası

Bir köpek, bir araba ve dünyanın en kararlı suikastçısı. John Wick serisinin efsanevi sahnelerinin çekildiği gerçek mekânları geziyor, New York'un art deco kulelerinden Roma'nın antik hamamlarına, Fas'ın okyanus kokulu surlarından Paris'in 222 basamağına uzanan bir sinefil rotası çiziyoruz.

Bazı filmler hikayeleriyle akılda kalıyor, bazıları karakterleriyle. John Wick serisi ise ikisini de yapıyor ama bir şeyi daha ekliyor: mekân duygusu. 2014'te gösterime giren ilk filmden bu yana seri, aksiyon sinemasının görsel dilini değiştirirken çekim yapılan şehirleri de birer karaktere dönüştürüyor. Yağmurlu New York geceleri, neon ışıklı kulüpler, antik Roma kalıntıları, Atlantik rüzgarıyla dövülen Fas surları ve şafak vakti boşalan Paris meydanları...

Turkish Airlines Blog
Turkish Airlines Blog

Yazar ekibimiz tarafından yönetilen bu hesapla, seyahat tutkunları ve keşif meraklılarının keyif alacağı blog içerikleri üretiyoruz.

Özenle hazırladığımız içeriklerimiz aracılığıyla ilham vermeyi, bilgilendirmeyi, heyecanlandırmayı, eğlendirmeyi ve küçük ipuçları ile yolculuğunuzu kolaylaştırmayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda yola çıkmanın yenileyici ve özgürleştiriciliğini sizlere tekrar hatırlatmak istiyoruz.

Çünkü Tolstoy'un dediği gibi: “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar; Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir...”


New York: Baba Yaga’nın şehri

John Wick evreninin başkenti tartışmasız New York. İlk film neredeyse tamamen bu şehirde çekilmiş, üçüncü film Parabellum’un hikâyesinin büyük bölümü de yine New York sokaklarında geçiyor. Serinin yağmurla parlayan asfaltı, sarı taksileri ve gölgeli art deco cepheleri, şehrin sinemadaki en karanlık ve en şık hallerinden birini oluşturuyor.

Continental Oteli: Beaver Building ve Cunard Building

ABD'nin New York kentinde yer alan Manhattan Finans Bölgesi'nde, etrafını saran yüksek gökdelenlerin arasında konumlanmış kavisli dar cepheye sahip Beaver Building
ABD’nin New York kentinde yer alan Manhattan Finans Bölgesi’nde, etrafını saran yüksek gökdelenlerin arasında konumlanmış kavisli dar cepheye sahip Beaver Building

Suikastçıların tarafsız bölgesi, altın paraların geçerli tek para birimi olduğu Continental Oteli, serinin en ikonik mekânı. Otelin dış cephesi olarak Manhattan’ın Finans Bölgesi’ndeki Beaver Building kullanılıyor. 1 Wall Street Court adresindeki bu 1904 tarihli, 15 katlı bina, üçgen formuyla ünlü Flatiron Building’in küçük bir akrabası gibi görünüyor. New Yorklular ona “Small Flatiron” da diyor. Bina 1996’dan bu yana resmi New York şehir anıtı statüsünde. Charon’un sizi kapıda karşılamasını beklemeyin ama cephenin önünde çekeceğiniz bir fotoğraf, seriyi izleyen herkesin anında tanıyacağı bir kare oluyor.

Otelin görkemli lobisi ise birkaç sokak ötede, 25 Broadway adresindeki Cunard Building’de çekilmiş. Bir zamanlar transatlantik gemi biletlerinin satıldığı bu 1921 tarihli yapının tonozlu tavanları deniz motifleriyle bezeli. Lobinin sinemadaki loş ihtişamını düşününce, mekânın gerçekte de bir film setinden farksız olduğunu görüyorsunuz.

Red Circle kulübünden Bethesda Çeşmesi’ne

New York Central Park'ta bulunan tarihi Bethesda Çeşmesi'nin tepesindeki kanatlı melek heykelinin güneşli gökyüzü altındaki yakın çekim görüntüsü
New York Central Park’ta bulunan tarihi Bethesda Çeşmesi’nin tepesindeki kanatlı melek heykelinin güneşli gökyüzü altındaki yakın çekim görüntüsü

İlk filmin unutulmaz kulüp sekansı Red Circle, iki ayrı mekânın birleşiminden doğuyor. Kulübün dış cephesi için Lower Manhattan’daki Surrogate’s Court binası (31 Chambers Street), neon kırmızısı hamam ve dans pisti sahneleri içinse Times Square yakınındaki Edison Ballroom (240 West 47th Street) kullanılmış. Edison Ballroom’un bitişiğindeki Edison Hotel’i Godfather’dan, otelin barını ise Birdman’den hatırlayanlar olacaktır, bu köşe adeta bir sinema tarihine geçecek bir kavşak.

Central Park’taki Bethesda Çeşmesi terası da ilk filmin kritik sahnelerinden birine ev sahipliği yapıyor. Gündüz saatlerinde sokak müzisyenleri ve düğün fotoğrafçılarıyla dolan bu nokta, parkın en huzurlu köşelerinden biri. Filmin finali ise Brooklyn Navy Yard’da ve East River kıyısındaki Brooklyn Bridge Park yürüyüş yolunda çekiliyor. Manhattan silüetine karşı yürüyeceğiniz bu sahil hattı, John’un yaralı haliyle köpeğine doğru yürüdüğü kapanış sahnesinin fonu.

Parabellum’un New York’u: Grand Central ve halk kütüphanesi

New York'taki Grand Central Terminali'nin yüksek tavanlı geniş salonu
New York’taki Grand Central Terminali’nin yüksek tavanlı geniş salonu

Üçüncü film Parabellum, New York’un simge yapılarını aksiyonun merkezine taşıyor. John’un “excommunicado” ilan edilmeden önceki son dakikalarında koştuğu Grand Central Terminal, günde yüz binlerce yolcunun geçtiği canlı bir istasyon olduğu için ekip burada hızlı ve planlı çalışmak zorunda kalmış. Görüntü yönetmeni Dan Laustsen istasyonu serinin gölgeli estetiğiyle aydınlatmanın en zorlu işlerden biri olduğunu anlatıyor. Filmin açılışındaki kütüphane dövüşü ise New York Halk Kütüphanesi ile özdeşleşiyor. Mermer aslanların beklediği bu Beaux-Arts şaheseri, kitap raflarının arasında geçen o sahneden sonra sinefiller için bambaşka bir anlam kazanıyor. Chinatown’ın yağmurlu sokakları ve Brooklyn’de çekilen atlı kovalamaca sahnesi de filmin şehre yayılan diğer duraklarından.

New York’taki rotanızı Finans Bölgesi’nden başlatıp Brooklyn Köprüsü üzerinden karşı kıyıya yürüyerek tamamlamak, hem filmin hem şehrin ruhunu tek günde yakalamanın en keyifli yolu. New York uçak bileti alarak Baba Yaga’nın şehrine siz de adım atabilirsiniz.


Roma: Antik taşların arasında bir suikastçı

John Wick: Bölüm 2, kahramanını Atlantik’in öte yakasına, “Ebedi Şehir” Roma’ya taşıyor. Serinin görsel iddiası burada zirveye çıkıyor, çünkü ekip stüdyo dekorları yerine şehrin gerçek tarihi dokusunda çekim yapmış. Sonuç, iki bin yıllık taşların üzerine düşen film ışıklarıyla unutulmaz bir atmosfer.

Caracalla Hamamları: bir taç giyme töreninin sahnesi

Roma'daki tarihi Caracalla Hamamları'nın devasa tuğla sütunları ve kemerli duvar kalıntıları
Roma’daki tarihi Caracalla Hamamları’nın devasa tuğla sütunları ve kemerli duvar kalıntıları

Filmin Roma bölümünün kalbinde Caracalla Hamamları yer alıyor. MS 217’de tamamlanan ve üç yüzyıl boyunca kullanılan bu devasa Roma hamamı kompleksi, filmde Gianna D’Antonio’nun taç giyme partisine ev sahipliği yapıyor. Yer yer özgün yüksekliğini koruyan tuğla duvarların arasında düzenlenen o gece sahnesi, antik mimariyle çağdaş aksiyonun en çarpıcı buluşmalarından biri. Hamamların klasik mimarisinin New York’taki eski Pennsylvania İstasyonu gibi yapılara ilham verdiğini düşününce, serinin iki şehri arasında zarif bir köprü de kurulmuş oluyor. Bugün kalıntılar ziyarete açık, yaz aylarında burada opera ve konserler de düzenleniyor.

Filmde John’un yeraltı dünyasına indiği “katakomb” girişi ise Sezar Forumu yakınındaki Clivo Argentario’da çekilmiş, tünel sahneleri için yine Caracalla’nın yeraltı galerileri kullanılmış.

Piazza Navona, antika kitapçı ve Roma Continental’i

İtalya'nın Roma kentindeki Piazza Navona meydanında yer alan tarihi Moro Çeşmesi'nin heykelleri, arkasındaki dikilitaş ve barok mimarili binalar
İtalya’nın Roma kentindeki Piazza Navona meydanında yer alan tarihi Moro Çeşmesi’nin heykelleri, arkasındaki dikilitaş ve barok mimarili binalar

John’un Roma’daki silah ve takım elbise “alışverişi” öncesinde yürüdüğü meydan, şehrin barok incisi Piazza Navona. Meydanın hemen kıyısında, Largo Febo 15 adresinde 1837’den beri hizmet veren Antica Libreria Cascianelli ise filmde haritaların alındığı antika kitapçı olarak karşımıza çıkıyor. Eski gravürler, deri ciltli kitaplar ve ahşap rafların arasında birkaç dakika geçirmek, kendinizi filmin içinde hissetmenin en kestirme yolu.

Roma Continental’inin yani “Il Continentale”nin cephesi, Piazza Venezia’daki görkemli Vittoriano kompleksinin parçası olan Risorgimento Merkez Müzesi’nde çekilmiş. Otelin iç mekânları içinse şehir merkezindeki tarihi Grand Hotel Plaza kullanılmış. John’un San Carlo al Corso Kilisesi’nin kubbesine bakan odası da bu otelin süitlerinden biri. Gianna’nın tuğla dokulu özel dairesi ise Piazza Sallustio’daki Horti Sallustiani’de, yani antik Sallust Bahçeleri’nde hayat bulmuş.

Roma rotası, şehri zaten gezecek olanlar için neredeyse hazır bir yürüyüş güzergahı sunuyor: sabah Kolezyum ve forumlar, öğleden sonra Caracalla, akşamüstü Piazza Navona ve çevresi. Bu güzergahın güzelliği, film mekânlarının şehrin klasik gezi rotasıyla neredeyse birebir örtüşmesi, yani John Wick’in izini sürerken aslında Roma’nın en iyi hâlini geziyorsunuz. Roma uçak bileti alarak bu sinematik yolculuğu kendi gözlerinizle yaşayabilirsiniz. Ebedi şehir hakkında daha fazla ipucu için 1 Şehir 3 Gün: Roma yazımıza göz atabilirsiniz.


Dünya daha büyük. Keşfet.


Havalimanı

Havalimanı
Gidiş
Dönüş

Giriş Tarihi Seçiniz

Dönüş Tarihi Seçiniz


Kabin Türü
Yolcu Sayısı
Yetişkin Yolcu
12 + Yaş
1

Çocuk Yolcu
2 - 12 Yaş
0

Bebek Yolcu
0 - 2 Yaş
0

Fas: Kazablanka’nın perde arkasındaki şehir, Essaouira

Fas'ın Essaouira kentindeki tarihi eski şehrin kıyı surları, beyaz boyalı binaları ve sahile vuran turkuaz renkli deniz dalgalarının havadan görünümü
Fas’ın Essaouira kentindeki tarihi eski şehrin kıyı surları, beyaz boyalı binaları ve sahile vuran turkuaz renkli deniz dalgalarının havadan görünümü

Parabellum’da John’un yolu Kuzey Afrika’ya, Kazablanka’ya düşüyor. Ancak burada tatlı bir sinema sırrı var: ekranda Kazablanka olarak gördüğümüz sokakların neredeyse tamamı, Marakeş’in batısındaki sahil kenti Essaouira’da çekilmiş. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki surlarla çevrili medinası, kemerli geçitleri ve labirenti andıran daracık sokaklarıyla Essaouira, kameranın sevdiği o “gizemli Fas” atmosferini fazlasıyla sunuyor.

Saat kulesinden okyanus surlarına

Fas'ın Essaouira kentinde yer alan mavi parmaklıklı tarihi saat kulesi, önünde yükselen çam ağacı ve arkadaki açık mavi gökyüzü
Fas’ın Essaouira kentinde yer alan mavi parmaklıklı tarihi saat kulesi, önünde yükselen çam ağacı ve arkadaki açık mavi gökyüzü

Halle Berry’nin canlandırdığı Sofia’nın yönettiği Fas Continental’inin girişi, Essaouira medinasının anıtsal kapılarından biri olan saat kulesinde çekilmiş. Sofia ile John’un Berrada ile buluştuğu dökümhane sahnesi ise şehrin Atlantik’e bakan tabyalarında ve surlarında hayat buluyor. Bu surlar sinefillere tanıdık gelebilir, Game of Thrones’un üçüncü sezonunda Astapor sahneleri de aynı noktada çekilmiş. Tek bir burçtan iki ayrı kurgusal evrene bakmak, Essaouira’nın sinemadaki yerini özetliyor. Game of Thrones’un diğer çekim yerlerini merak ettiyseniz, Game of Thrones’un çekildiği yerler yazımıza göz atabilirsiniz.

Şehrin balıkçı limanı, mavi tekneleri ve martı sesleriyle başlı başına bir fotoğraf durağı. Essaouira aynı zamanda Fas’ın en rahat nefes alınan şehirlerinden biri. Marakeş’in yoğun temposundan sonra buradaki sakin medina, sahil boyunca uzanan kafeler ve gnaoua müziğinin sokaklara taşan ritmi insanı hemen yavaşlatıyor. Sörfçülerin de gözdesi olan şehirde rüzgâr neredeyse hiç dinmiyor. Yerel halk buraya boşuna “Afrika’nın rüzgârlı şehri” dememiş. Akşamüstü surların üzerinden okyanusa karşı izleyeceğiniz gün batımı ise filmin altın tonlu Fas sahnelerini aratmıyor.

Sahra’ya doğru: Erfoud ve kumullar

Fas'ın Erfoud bölgesi yakınlarındaki Büyük Sahra Çölü'nün dalgalı altın rengi kum tepeleri, üzerindeki küçük insan siluetleri ve gökyüzündeki fırtına bulutlarının manzarası
Fas’ın Erfoud bölgesi yakınlarındaki Büyük Sahra Çölü’nün dalgalı altın rengi kum tepeleri, üzerindeki küçük insan siluetleri ve gökyüzündeki fırtına bulutlarının manzarası

John’un Yaşlı’yı bulmak için yürüdüğü uçsuz bucaksız çöl sahneleri, Fas’ın güneydoğusundaki vaha kasabası Erfoud çevresindeki kumullarda çekilmiş. Yapım ekibi çöl bölümü için Abu Dabi ve İspanya’yı da değerlendiriyor ama aradıkları “Sahra büyüsünü” Fas’ta buluyor. Filmin yapımcısı Basil Iwanyk, New York’un yağmurlu gri betonundan Fas’ın sıcağına, rengine ve kumullarına geçişin hikaye için ne kadar güçlü bir kontrast yarattığını anlatıyor. Erfoud, bugün de Sahra turlarının başlıca çıkış noktalarından biri, Merzouga kumullarına buradan ulaşılıyor.

Fas rotası için en pratik kapı Marakeş. Essaouira’ya buradan yaklaşık üç saatlik bir yolculukla ulaşılıyor. Gerçek Kazablanka’yı da rotanıza eklemek isterseniz Kazablanka uçak bileti alarak hem filmin adını taşıdığı şehri hem perde arkasındaki Essaouira’yı tek seyahatte görebilirsiniz.


Paris: serinin en görkemli perdesi

Fransa'nın Paris kentindeki ikonik Eyfel Kulesi'nin, önünden geçen bir gezi teknesi, tarihi köprü ve Sen Nehri ile birlikte sabah saatlerindeki görünümü
Fransa’nın Paris kentindeki ikonik Eyfel Kulesi’nin, önünden geçen bir gezi teknesi, tarihi köprü ve Sen Nehri ile birlikte sabah saatlerindeki görünümü

John Wick: Bölüm 4, finalini sinema tarihinin en sevilen sahnelerinden bazılarıyla Paris’te yapıyor. 2021 yazında şehrin sokaklarında çekilen film, Işıklar Şehri’ni bir aksiyon koreografisinin dev sahnesine dönüştürüyor. Üstelik buradaki mekânların neredeyse tamamı, herhangi bir Paris gezisinin zaten vazgeçilmez durakları.

Zafer Takı ve Trocadéro

Fransa'nın Paris kentindeki tarihi Zafer Takı'nın, arkasında hafif bulutlar ve uçak izleri taşıyan renkli gün batımı gökyüzü ile birlikte meydandan görünümü
Fransa’nın Paris kentindeki tarihi Zafer Takı’nın, arkasında hafif bulutlar ve uçak izleri taşıyan renkli gün batımı gökyüzü ile birlikte meydandan görünümü

Filmin en çok konuşulan sekanslarından biri, Zafer Takı’nın çevresindeki trafik girdabında geçen “car-fu” dövüşü. İşin perde arkası da en az sahnenin kendisi kadar ilginç: Champs-Élysées’nin altı ila sekiz şeritlik dev kavşağını haftalarca kapatmak mümkün olmadığı için ekip, dublör çalışmalarının önemli bölümünü Berlin’in kullanım dışı kalan Tegel Havalimanı pistinde gerçekleştiriyor ve görüntüler gerçek Paris planlarıyla birleştiriliyor. Siz yine de Zafer Takı’nın terasına çıkıp o kavşağa yukarıdan bakın; sahneyi bir de gerçek halinden izlemek bambaşka bir keyif.

Marquis de Gramont ile John’un gün doğumu sahnesi ise Eyfel Kulesi manzaralı Trocadéro Meydanı’nda çekilmiş. Sabahın erken saatlerinde meydan gerçekten de filmdeki gibi sakin oluyor. Eyfel fotoğrafı için Paris’in en iyi açısını arayanların adresi de zaten burası.

Louvre’dan Palais Garnier’ye, hayalet metrodan kanala

Fransa'nın Paris kentindeki tarihi Louvre Müzesi binasının üst kısmında yer alan görkemli kubbe, üzerindeki heykel işlemeleri ve kemerli pencereleri
Fransa’nın Paris kentindeki tarihi Louvre Müzesi binasının üst kısmında yer alan görkemli kubbe, üzerindeki heykel işlemeleri ve kemerli pencereleri

Dördüncü film, Paris’in en prestijli iç mekânlarına da kamera sokmayı başarıyor. John ile Caine’in buluştuğu sahnelerden biri Louvre Müzesi’nin Denon kanadında, dev tuvallerin önünde çekilmiş. De Gramont’un telefon sahnesine ev sahipliği yapan görkemli merdiven ise Paris Operası’nın evi Palais Garnier’de. Les Halles semtindeki gotik Saint-Eustache Kilisesi de John ile Caine’in yüzleştiği mekânlardan biri olarak filme giriyor.

Bowery King’in Paris şubesini açtığı yeraltı sahneleri, şehrin sinemacılara ayrılmış hayalet istasyonu Porte des Lilas’da çekilmiş. 1939’dan beri yolcu taşımayan bu peron, Amélie dahil pek çok yapımda karşımıza çıkıyor. Winston ve Bowery King’in John’u bıraktığı su kenarı sahnesinin adresi ise Canal Saint-Martin.

Sacré-Cœur ve 222 basamak

Fransa'nın Paris kentindeki tepede yükselen beyaz Sacré-Cœur Bazilikası'nın önündeki yeşil çim alan ve merdivenler
Fransa’nın Paris kentindeki tepede yükselen beyaz Sacré-Cœur Bazilikası’nın önündeki yeşil çim alan ve merdivenler

Ve elbette final: Montmartre tepesindeki Sacré-Cœur Bazilikası’na çıkan Rue Foyatier merdivenleri. Filmde düelloya yetişmeye çalışan John’un defalarca çıkmak zorunda kaldığı bu merdivenler, dik eğimi ve fünikülere eşlik eden basamaklarıyla Paris’in en sinematik köşelerinden biri. Şehrin panoramasına açılan tepede, beyaz kubbeleriyle Sacré-Cœur sizi bekliyor. Gün doğumunda buraya çıkmak, filmin final düellosundaki o turuncu ışığı birebir yakalamak anlamına geliyor.

Montmartre’ın kendisi de ayrı bir film seti gibi: ressamların tezgah kurduğu Place du Tertre, asma yapraklarının sardığı dar sokaklar ve Amélie’den tanıdık Café des 2 Moulins, tepeyi sinefiller için katmanlı bir durağa dönüştürüyor. John Wick rotasını Montmartre’da bitirip akşamı buradaki bistrolardan birinde kapatmak, Paris gününün en doğru finali oluyor.

Paris uçak bileti alarak serinin en görkemli perdesinin açıldığı şehirde kendi rotanızı çizebilirsiniz. Fransa’nın başkentini daha detaylı keşfetmek isterseniz, 1 Şehir 3 Gün: Paris yazımıza göz atabilirsiniz.


Berlin, Tokyo ve Ürdün: dördüncü filmin gizli kahramanları

Bölüm 4’ün dünyası Paris’le sınırlı değil. Filmin açılışındaki çöl sahneleri Ürdün’ün destansı kumullarında çekiliyor; sinemaseverlerin Lawrence of Arabia’dan Dune’a kadar pek çok yapımdan tanıdığı bu kızıl çöl coğrafyası, John’un Yaşlı ile yüzleştiği sahneye mitolojik bir hava katıyor. Amman uçak bileti alarak Ürdün’ün çöl manzaralarına ve Petra gibi antik hazinelerine uzanabilirsiniz.

Filmin Osaka Continental’i ise tatlı bir yapım hilesi barındırıyor. Otelin fütürist dış cephesi için Tokyo’daki Ulusal Sanat Merkezi’nin dalgalı cam yüzeyi kullanılmış. İç mekânlar ve çatı dövüşleri ise Berlin’deki eski bir kongre merkezinde kurulan dev setlerde çekilmiş. Tokyo’ya yolu düşenler, Roppongi semtindeki bu sanat merkezini hem mimarisi hem sergileriyle ziyaret edebilir. Berlin bölümündeki kulüp sahnesi de şehrin endüstriyel ruhunu taşıyan eski bir elektrik santralinde, bugün etkinlik mekânı olarak kullanılan Kraftwerk’te çekilmiş. Suikastçıların arasında dans eden kalabalığın kayıtsızlığı, Berlin gece hayatına yapılmış zarif bir gönderme olarak okunabiliyor.

Tokyo uçak bileti veya Berlin uçak bileti alarak dördüncü filmin bu iki kutbunu da rotanıza ekleyebilirsiniz.


Sinefiller için John Wick rotası önerisi

Serinin tamamını kapsayan bir dünya turu planlamak elbette mümkün ama daha gerçekçi bir başlangıç için rotayı ikiye bölebilirsiniz.

Amerika ayağı (4-5 gün): New York’ta iki tam gün Finans Bölgesi, Midtown ve Central Park’taki mekânlara ayrılabilir. Üçüncü gün Brooklyn kıyısı ve Chinatown’a kalabilir. Beaver Building önünde başlayan yürüyüş, Cunard Building, Surrogate’s Court ve Brooklyn Köprüsü üzerinden ilerlediğinde ilk filmin neredeyse tamamını adımlamış oluyorsunuz.

Avrupa ve Afrika ayağı (8-10 gün): Roma’da iki gün (Caracalla, Piazza Navona, Vittoriano), ardından Paris’te üç gün (Montmartre, Zafer Takı, Louvre, Canal Saint-Martin) ve dilerseniz Marakeş üzerinden Essaouira’da iki gün. Bu güzergah, serinin ikinci, üçüncü ve dördüncü filmlerinin en güçlü sahnelerini tek seyahatte birleştiriyor.

Mekânları ziyaret ederken birkaç pratik not: Caracalla Hamamları ve Louvre için biletleri önceden almak sıra derdini ortadan kaldırıyor. Grand Central ve New York Halk Kütüphanesi ücretsiz gezilebiliyor. Rue Foyatier merdivenlerini çıkmak istemeyenler için hemen yanındaki Montmartre füniküleri standart metro biletiyle çalışıyor. Essaouira’da medina araç trafiğine kapalı olduğu için konaklamanızı sur içindeki riad’lardan birinde seçmek, hem filmin atmosferine hem şehrin ruhuna en yakın deneyimi sunuyor. Fotoğraf meraklıları için altın kural ise her şehirde aynı: New York’ta yağmur sonrası akşam saatleri, Roma’da geç öğleden sonra, Essaouira’da gün batımı, Paris’te ise gün doğumu. Ve elbette en keyifli hazırlık: yola çıkmadan önce seriyi baştan izlemek.

*Blogumuzda yer alan bu yazının tarihi bazı güncellemelerden dolayı yeni görünüyor olabilir. Yazının içeriği yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır ve yazıda yer alan fiyat, ulaşım gibi bazı bilgilerin değişmiş olması mümkündür. Göz önünde bulundurmanızı rica ederiz.

Bunlar da var!