Başlarken: Azor Adaları hakkında birkaç not
- Azor Adaları’nın toplam nüfusu yaklaşık 240 bin.
- Takımadaya Lizbon’dan yaklaşık iki buçuk saatlik bir uçuşla gidebiliyorsunuz.
- Azor Adaları’nın resmî dili Portekizce, para birimi ise euro.
- Azor Adaları Schengen alanına dahil olduğu için Türk vatandaşlarının Schengen vizesi alması gerekiyor.
- Saat dilimi anakaradan bir saat geride. Yıl boyunca sıcaklıklar 16-25 derece arasında geziniyor, kış ayları ılık ama yağışlı geçiyor.
- Azor Adaları’na ziyaret için en uygun dönemler mayıs ila eylül ayları arası. Haziran ve temmuz aylarında ortancalar yolların iki yanını bir koridor hâline getiriyor.
Azor Adaları’na nasıl gidilir?
Azor Adaları’na gitmek için öncelikle Lizbon veya Porto’ya hava yolu ile ulaşabilirsiniz. Türk Hava Yolları’nın İstanbul Havalimanı (IST) kalkışlı, Lizbon Portela Havalimanı (LIS) ve Porto Francisco Sa Carneiro Havalimanı (OPO) varışlı direkt uçuşları yaklaşık 5 saat sürüyor.
Lizbon veya Porto’ya vardıktan sonra yerel SATA hava yolları ile adalara (São Miguel, Terceira vb.) uçarak ulaşabilirsiniz. Adalar arasındaki ulaşım için ise yine SATA gibi hava yollarının uçuşlarından veya feribot seferlerinden yararlanabilirsiniz. Feribot süreleri güzergaha göre değişiyor. Pico’dan Faial’e giden seferler yaklaşık 35 dakika sürerken, São Jorge’ye giden seferler birkaç saat sürebilir.
Adadan adaya uçmak, birden fazla adayı daha verimli bir şekilde görmenin en kolay yolu. Feribot, daha yakın adalar arasında seyahat etmek isteyenler için daha uygun fiyatlı bir seçenek sunabilir ancak kısa tatiller için önerilmiyor. Feribot güzel manzaralar ve deniz havası sunsa da yavaş ilerliyor ve hizmet verdiği adalar sınırlı.
Lizbon’dan ya da Porto’dan Azor Adaları’na uzanan bu rotayı keşfetmek için Portekiz uçak bileti seçeneklerine göz atarak planınızı şekillendirebilirsiniz.
Azor Adaları hakkında bilgiler

Azor Adaları, Portekiz’in iki özerk bölgesinden biri. Toplam dokuz ada üç ayrı küme hâlinde uzanıyor. Doğuda Santa Maria ve São Miguel; ortada Terceira, Graciosa, São Jorge, Pico ve Faial; batıda Flores ile Corvo. Hepsi volkanik kökenli. Bu yüzden bir adanın kıyısı siyah bazaltla kaplıyken komşu adada beyaz ponza ve yumuşak yeşil tepeler hâkim olabiliyor.

São Miguel takımadanın en büyük adası ve “Yeşil Ada” olarak anılıyor. Sete Cidades, Lagoa do Fogo, Furnas, Gorreana çay tarlaları ve adanın başkenti Ponta Delgada burada. Pico, 2.351 metrelik volkanıyla yalnızca takımadanın değil, tüm Portekiz’in en yüksek noktasına ev sahipliği yapıyor. Aynı ada, 2004’te UNESCO Dünya Kültürel Mirası Listesi’ne alınan Pico Adası Bağcılık Peyzajı’nı da barındırıyor.

Faial, “Mavi Ada” lakabını ortanca çiçeklerinin koyu mavisinden alıyor. Başkenti Horta ise Atlantik’i geçen denizcilerin yüzlerce yıldır uğradığı bir liman.

Terceira, 1983’te UNESCO Dünya Kültürel Mirası Listesi’ne giren Angra do Heroísmo’ya ev sahipliği yapıyor. 15. yüzyıldan itibaren Yeni Dünya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinin kilit limanı olan şehir, askeri mimarisi ve özgün şehir dokusuyla listeye dahil edilmiş. Aynı ada, takımadanın boğa güreşi geleneğinin yürüdüğü yer olmasıyla da tanınıyor.
São Jorge, üretilen olgun keskin peynirleri yüzünden “peynir adası” olarak anılıyor. Graciosa, Flores ve Corvo ise daha sakin, kırsal hayatın baskın olduğu adalar. Üçü de UNESCO’nun “İnsan ve Biyosfer Programı” kapsamında ayrı ayrı biyosfer rezervi statüsünde.
Avrupa’nın tek çay bahçesi: Gorreana ve Porto Formoso

Avrupa’da bir akşamüstü içtiğiniz çayın üreticisinin, beşinci kuşak bir Portekizli aile olması alışık olmadığımız bir tablo. Ama 1883’ten beri durum böyle. São Miguel’in kuzey yamaçlarında, Avrupa’nın ticari ölçekte hâlâ çay üreten tek bölgesinde, iki tarihî fabrika üretimini sürdürüyor. İkisinin önde geleni Chá Gorreana. Avrupa’nın kesintisiz çalışan en eski çay fabrikası ve hâlâ kurucu Gago da Câmara-Hintze ailesinin elinde.
Hikâye 19. yüzyıla, adanın portakal bahçelerini vuran bir mantar hastalığına dayanıyor. Portakal ihracatı çökünce ada yeni ürünler aramaya başlıyor. Brezilya üzerinden çay tohumları geliyor ama Azorlular bu bitkiyle ne yapacağını uzun süre çözemiyor. 1878’de São Miguel Tarımını Geliştirme Cemiyeti, Makau’dan iki Çinli uzmanı, Lau-a-Pan ile tercümanı Lau-a-Teng’i adaya davet ediyor. Bugünkü çay kültürü o dönemde aktarılan bilgiyle filizleniyor. 20. yüzyılda Mozambik çayıyla rekabet, dünya savaşları ve göç dalgaları ada üzerindeki diğer bütün fabrikaları teker teker kapatıyor. Ayakta kalan tek üretici Gorreana oluyor.

Bugün Gorreana 32 hektarlık alanda yılda 33-40 ton çay üretiyor. Adanın nemli ve serin iklimi, çay bitkisinin Asya’daki doğal zararlılarını adada barındırmıyor. Bu yüzden ürün yüzde yüz organik kalabiliyor, herhangi bir pestisit ya da kimyasal koruyucu kullanılmıyor. Üretim hattındaki Marshall, Sons & Company markalı makinelerin bir kısmı 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başından kalma. Bu makineler hâlâ çalışıyor, ziyaretçiler de kurutma, yuvarlama ve eleme aşamalarını yakından izleyebiliyor. Gorreana hem siyah çay hem de yeşil çay çeşitleri üretiyor. Fabrika ücretsiz gezilebiliyor. Ziyaretin sonunda küçük bir terasta bedava bir fincan çay ikram ediliyor. Tarladan denize uzanan tepelerin manzarası, bardağın buharıyla birlikte hatırda kalan türden.

Birkaç kilometre batıda Porto Formoso Çay Fabrikası bulunuyor. 1920’lerde kurulmuş, 1980’lerde kapanmış, 2001’de yeniden faaliyete geçmiş. Gorreana’dan biraz daha küçük ölçekte ama yine yüzde yüz organik siyah çay üretiyor. Her yıl mayıs ayının ilk cumartesi Porto Formoso, 19. yüzyıl giysileri içinde hasır sepetlerle çay toplayan yüzü aşkın gönüllüyle eski hasat geleneğini canlandırıyor.
Bir sonraki Portekiz rotasına adaları da eklemek isteyenler için başlangıç noktası anakara. Lizbon’da bir-iki gün durmayı düşünenler şehrin labirent sokaklarını keşfetmek için Kâşifler şehri Lizbon yazımıza, Porto üzerinden geçecek olanlar ise Douro vadisini kapsayan Porto’da üç gün rotamıza göz atabilir.
Sete Cidades: Bir prensesin gözyaşı

São Miguel’in batı ucundaki Sete Cidades kalderası, Azor Adaları denince akla gelen ilk manzaralardan biri. Yaklaşık 5 kilometre genişliğindeki bu antik volkanik çukurun içine yerleşmiş ikiz göllerden biri yeşil, diğeri mavi olarak görünüyor. Oysa aslında tek bir su kütlesi var. Renk farkı, iki tarafın ışığı kırma biçiminden kaynaklanıyor.
Yerliler bu manzaraya romantik bir hikâye iliştiriyor. Mavi gözlü bir prenses ile yeşil gözlü bir çobanın yasak aşkı kralın engeline takılır. İki sevgili son kez buluşup gözyaşı döker, bu gözyaşları iki ayrı renkte gölü oluşturur. Bilimsel açıklaması ise daha tekdüze. Gölün iki tarafında su tabakalarının ışık kırılması farklı olduğu için bir taraftan bakınca göllerden biri mavi, öbürü yeşil görünüyor. Efsane yine de bütün rehberlerden, kafe duvarlarından ve hediyelik dükkânlarından adaya gelen ziyaretçilere taşınıyor.

Manzaranın en sık fotoğraflandığı yer Vista do Rei, yani “Kralın Bakışı” terası. Hemen yakınında bulunan ve şimdi terk edilmiş hâldeki Monte Palace Oteli’nin harabeleri, kraterin kenarında biraz hayaletimsi bir atmosfer yaratıyor. Boca do Inferno seyir terası ise daha az kalabalık. Aşağı, gölün kıyısındaki Sete Cidades köyüne indiğinizde küçük São Nicolau kilisesini gezebilir, iskeleden kürekli bir tekne kiralayabilirsiniz.
Furnas: Yer altında pişen tencere

São Miguel’in doğusunda, dev bir volkan kraterinin içine kurulmuş Furnas köyü, yeryüzündeki birkaç istisnai yerden biri. 1630’daki son patlamadan beri “uyuyan” ama tamamen sönmemiş bu volkanik sistem, köy meydanlarının ortasında bile fokurdayan kaynar sular, kükürtlü buharlar ve mineralli pınarlar üretiyor. Köyün merkezindeki Caldeiras das Furnas alanında, demir parmaklıklarla çevrili çamur kaynakları kaynama noktasının üzerinde dans ederken, hava ısınmış kayalardan yükselen kükürt kokusuyla doluyor.
Buranın en bilinen geleneği “Cozido das Furnas”. Sabah saat beş civarında yerel restoran sahipleri, et, patates, havuç, lahana, taro kökü ve sarımsaktan oluşan büyük çelik tencereleri yanlarına alıp Furnas Gölü kıyısındaki kendi belirlenmiş çukurlarına gömüyor. Tencereler altı-yedi saat boyunca, doğrudan ateşle değil yer altındaki volkanik buharla pişiyor. Su veya et suyu gibi bir şey eklenmiyor çünkü malzemeler kendi sularını birbirine veriyor. Öğleye doğru tencereler ikişer kişiyle yerden çıkarılıyor. Bu yöntem, dünyadaki jeotermal pişirme gelenekleri arasında en özgün örneklerden biri sayılıyor. Bu yüzden Cozido das Furnas, Portekiz mutfağının en kendine özgü yemeklerinden.

Furnas yalnızca bir mutfak deneyimi değil. 1775’te Amerikalı tüccar Thomas Hickling tarafından kurulmuş Terra Nostra Parkı, dünyanın geniş kamelya koleksiyonlarından birini ve demirden zengin, 40 derecelik turuncu rengiyle tanınan termal havuzunu barındırıyor. Köyün hemen dışındaki Poça da Dona Beija, akşam saatlerinde de açık kalan yedi sıcak havuzuyla daha sade bir hamam keyfi sunuyor. Köyün içinde, Glória Patri, Água Azeda ve Ferro gibi farklı mineral profillerine sahip pınarlardan su tatmak ya da burada üretilen yeşil çayı bir maden suyuna eklediğinizde renginin mora dönüşmesini izlemek mümkün.
Pico Dağı’nın eteklerinde UNESCO mirası bir bağ

Pico Adası iki şeyle anılıyor: Portekiz’in en yüksek dağı ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki bağcılık peyzajı. 2.351 metreye ulaşan Montanha do Pico, Atlantik Okyanusu’nun da en yüksek volkanlarından. Son patlama 1720’de gerçekleşmiş. O tarihten beri uyuyan dağ, 1972’den itibaren doğa rezervi statüsünde. Zirveye 8 kilometrelik bir patika çıkıyor, yürüyüş 7-9 saat sürüyor. Tırmanmak isteyen herkes Casa da Montanha’da kayıt yaptırmak ve yanına GPS verici almak zorunda, günlük çıkış kotaları sınırlandırılmış. Patika, dağın gevşek volkanik taşları nedeniyle bilek ve diz açısından zorlayıcı, üst kotlarda pek çok yerden hâlâ sıcak buhar yükseliyor. Zirveye ulaşıldığında, hava açıksa Faial, São Jorge ve Graciosa adaları aynı anda görünüyor.
Pico’nun deniz kenarındaki düzlüklerinde başka bir gösteri başlıyor. 15. yüzyıl sonundan itibaren Fransisken rahiplerin ektiği Verdelho asmaları, lav tarlalarının üzerine örülen yüzlerce kilometrelik bazalt taş duvarlarla rüzgârdan ve tuzdan korunarak yetiştiriliyor. “Currais” denilen bu küçük dikdörtgen bahçelerin oluşturduğu peyzaj, 2004’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdi.
Bir kuş efsanesi ve çiçekli çitler

Adların kökenleri çoğu zaman gerçeği biraz çarpıtır. Azor Adaları’nda da öyle olmuş. Portekizli kâşifler 15. yüzyılda adalara yaklaşırken kayalıklar üzerinde dönüp duran yırtıcı kuşları görüyor ve bunları “açor”, yani çakırkuşu sanıyor. Adalar bu yüzden “Ilhas dos Açores”, yani çakırkuşları adası adını alıyor. Oysa modern ornitoloji çalışmaları, adalarda hiçbir zaman çakırkuşu yaşamadığını ortaya koyuyor. Gözlemlenen kuşların aslında bölgeye özgü bir alt tür, Buteo buteo rothschildi olduğu artık biliniyor. Yanlış teşhis yerleşince de adı değiştirmek kimsenin aklına gelmemiş. Bugün hâlâ Azor bayrağında bu çakırkuşu motifi kullanılıyor.
Adaların kırsalında yol kenarlarını uzun mavi şeritler hâlinde çevreleyen ortanca çiçekleri de aslında Azorlara özgü değil. Asya kökenli bu bitki adalara 19. yüzyılda getiriliyor. Volkanik toprağın yüksek asitliği, çiçeklerin koyu maviye dönmesini sağlıyor. Adalı çiftçiler de zaman içinde, hayvanları ayırmak için kullandıkları taş duvarların yerine bu çiçeklerden canlı çitler örmeye başlıyor. Bugün Faial, Flores ve São Miguel başta olmak üzere bütün adalarda haziran-ağustos arasında yollar mavi-mor-pembe tonlarında dalgalanan birer koridora dönüşüyor.
Sofra: Peynir, lapas ve serada yetişen ananas

Azor Adaları’nın gastronomisinde otlatma kültürü baskın. São Miguel ile São Jorge’de ineklerin sayısının insanların sayısını geride bıraktığı söyleniyor. Yıl boyu yağmur alan yamaçlar, yumuşak çimenler ve serin hava, sütçülük için neredeyse ideal bir ortam yaratıyor. Bu sütten Portekiz’in en bilinen peynirlerinden Queijo São Jorge çıkıyor. 15. yüzyıl ortalarında adaya yerleşen Flaman göçmenlerin tekniğiyle başlayan bu üretim, 1986’dan beri DOP (Denominação de Origem Protegida) korumalı. Sert, hafif baharatlı, biraz keskin bir profili var. En az üç ay olgunlaştırılıyor, dört ila yedi aylık kalıplar kahvaltı sofralarında, bir ila iki yıl yıllandırılan kalıplar ise daha sofistike tabaklarda yer buluyor. Pico ve Faial adalarının da kendi peynir kimlikleri var. Vaquinha, Queijo do Pico ve Queijo do Vale küçük ölçekli ama yıllardır kararlı bir üretimle ilerliyor.

Denizin masaya getirdikleri de ada mutfağının belkemiğini oluşturuyor. Kıyı kayalarına yapışan ve görünüşüyle deniz minarelerine benzeyen lapas, kömür üstünde sarımsak ve tereyağıyla servis edilen ada klasiklerinden. Cracas denilen küçük kabuklu deniz canlıları, denizden topladıkları suyu içlerinde tutarak masaya geliyor. Yerel mutfağın imza tabaklarından. Atun (orkinos) ve chicharros (istavrit ailesinden küçük balık) restoran menülerinin sabitleri arasında. Pico’nun balıkçı kasabası Lajes’te ya da São Miguel’in güney sahilindeki Caloura’da deniz mahsulü tabaklarının çoğu, sabah yakalanan balıkla aynı gün servise giriyor.

Belki de adaların en şaşırtıcı tarımsal hikâyesi São Miguel’in serada yetiştirilen ananasları. Çiftçiler 19. yüzyıldaki portakal felaketinden sonra alternatif arayışına giriyor ve ananas üretmeyi denemeye başlıyor. Ada iklimi tropikal iklimi taklit etmediği için ananaslar açık havada değil, beyazlatılmış cam seralarda yetiştiriliyor. Genç bitkilere odun, toprak ve talaş karışımıyla “sıcak yatak” hazırlanıyor, çiçeklenmeyi tetiklemek için seralar bir hafta boyunca yoğun dumana boğuluyor. Bir ananasın olgunlaşması 18-24 ay sürüyor. Oysa Kosta Rika gibi tropik üreticilerde bu süre 13 ay civarında. Sonuç, daha küçük ama daha asidik, daha yoğun aromalı bir meyve. Plantação Augusto Arruda 1919’dan beri bu üretimi sürdürüyor ve ücretsiz ziyarete açık. Plantação de Ananás dos Açores ile Ananás Santo António da görülmeye değer adresler.
Tatlıda ise São Miguel’in bolo lêvedo’su öne çıkıyor. Furnas yakınlarındaki Vila Franca do Campo ve Sete Cidades köyünde fırından henüz çıkmış sıcak hâliyle, içine tereyağı sürerek yenen bu yumuşak yuvarlak ekmek, ada kahvaltılarının değişmez parçası. Massa sovada ise daha tatlı, hafif yumurtalı, haftalarca tazeliğini koruyan bir ekmek.
Balina gözlemi ve Mark Twain’in izi

Azor Adaları, balina avcılığını 1987’ye kadar sürdürmüş bir takımada. Bugün ise tam tersine, dünya cetacean sığınağının merkezi sayılıyor. Şubat 2023’te Dünya Cetacean Birliği tarafından “Balina Mirası Bölgesi” ilan edildi. Suların derinliği ve plakaların buluşma noktası olması, takımadayı 28 farklı tür için bir geçit hâline getiriyor. İspermeçet, mavi balina, fin balinası, kambur balina ve farklı yunus türleri yıl içinde takip edilebiliyor. Avcılık döneminden kalma “vigia” adlı tepelerdeki gözcü kulübeleri, bugün gözlem teknelerine yön veriyor. Pico ve São Miguel, gözlem turlarının çıkış noktası. Lajes do Pico’da Balina Müzesi, eski endüstriyi anlatan en zengin koleksiyonu barındırıyor.
Bir küçük ek not: Mark Twain, 1867’de Quaker City vapuruyla yaptığı ve sonra “Innocents Abroad” kitabına dönüştürdüğü uzun yolculukta Atlantik’teki ilk durağı olarak Faial’in başkenti Horta’ya uğruyor. Adaların dünyada o tarihte ne kadar az tanındığını kitabında açıkça yazıyor. Gemideki hemen hiç kimse Azorların ne olduğunu bilmiyor. 19. yüzyıl Amerika’sından bakınca takımada haritanın boş kısımlarında dolaşan, adı yarı efsaneye karışmış bir nokta.
Yola çıkmadan…

Portekiz’i çoğu gezgin Lizbon’un São Jorge Kalesi’nden ya da Porto’nun Ribeira sokaklarından tanıyor. Azor Adaları bu iki şehrin verdiği fotoğrafların hiçbirine benzemiyor. Daha sakin, daha sessiz bir destinasyon. Kraterin kenarındaki bir terasta soğumayı bekleyen tek bir fincan çay, yer altında pişen bir tencerenin buharı, bazalt duvarlar arasında olgunlaşan üzümler ve haziranda yolların iki yanını koridor hâline getiren mavi ortancalar. Hepsi 1.500 kilometre ötede, üç plakanın buluştuğu noktada, dokuz parça yeşil olarak duruyor.
Sıkça sorulan sorular
Azor Adaları nerede ve hangi ülkeye ait?
Azor Adaları, Atlantik Okyanusu’nun ortasında, Lizbon kıyısından yaklaşık 1.500 kilometre batıda yer alan dokuz adadan oluşan bir takımada. Portekiz’in iki özerk bölgesinden biri (diğeri Madeira). Avrupa, Afrika ve Kuzey Amerika tektonik plakalarının kesiştiği noktada bulunduğu için bütün adalar volkanik kökenli.
Türkiye’den Azor Adaları’na nasıl gidilir? Türk Hava Yolları direkt uçuyor mu?
Türk Hava Yolları’nın Azor Adaları’na doğrudan uçuşu bulunmuyor. İstanbul Havalimanı’ndan Lizbon’a (LIS) ya da Porto’ya (OPO) uçtuktan sonra TAP Portugal veya Azores Airlines (SATA) ile São Miguel’in başkenti Ponta Delgada’ya (PDL) bağlantı yapılıyor. Lizbon-Ponta Delgada hattında her gün çok sayıda sefer var, uçuş yaklaşık 2 saat 30 dakika sürüyor. Toplam yolculuk süresi transfer süresine göre 10-12 saat civarında.
Azor Adaları’na ne zaman gidilir?
Azor Adaları’na gitmek için en iyi zaman, genellikle haziran ayından eylül ayına kadar olan dönemdir. Sıcaklıklar yıl boyu güzel olsa da Azor Adaları, ekim – nisan ayları arasında oldukça yağışlıdır. Bu nedenle takımadaya, su sıcaklığının 20 ila 25 derece arasında olduğu haziran – eylül ayları arasında gitmenizi öneririz.
Azor Adaları’na gitmek için vize gerekiyor mu?
Evet. Azor Adaları, Portekiz’in özerk bir bölgesi olduğu için Schengen alanına dahil. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının geçerli bir Schengen vizesiyle adalara giriş yapması gerekiyor. Başvuru, Portekiz Konsolosluğu üzerinden yapılıyor.
Azor Adaları gezisi için en iyi zaman hangisi?
Mayıs sonu ile eylül sonu arası, hava koşulları açısından en uygun dönem. Sıcaklıklar 20-25 derece civarında seyrediyor ve yağış görece az. Adaların simgesi olan ortanca çiçekleri haziran ile ağustos arasında açıyor. Balina gözlemi için verimli aylar ise nisan-haziran arasında yoğunlaşıyor. Ekim sonrası kış boyunca yağışlar artıyor ve adalar arası uçuşlarda hava kaynaklı gecikmeler daha sık görülüyor.
Azor Adaları’nda kaç gün geçirilmeli?
Tek bir adada kalacaksanız São Miguel için en az 3-4 gün öneriliyor. İkinci bir adayı, genellikle Pico ya da Faial, rotaya ekleyenler için 7-8 günlük plan dengeli oluyor. Üç ya da daha fazla adayı görmek isteyenler 10-14 günlük bir program ayırmalı. Adalar arası uçuşlar kısa olsa da feribot ve transfer süreleri hesaba katılarak planlanmalı.
İlk gezide Azor Adaları’nda hangi adaya gidilmeli?
İlk ziyarette São Miguel’den başlamak en pratik seçim. Hem takımadanın ana uluslararası havalimanı (PDL) burada hem de Sete Cidades, Furnas, Lagoa do Fogo, Gorreana çay tarlaları ve Ponta Delgada gibi en bilinen noktalar bu adada toplanıyor. Sonraki ziyaretlerde Pico, Faial veya Terceira için zaman ayrılabilir.
Avrupa’da ticari ölçekte çay üretiminin sürdüğü tek yer nerede ve ziyaret edilebiliyor mu?
Avrupa’da ticari ölçekte hâlâ çay üreten tek bölge Azor Adaları’nın São Miguel adasında bulunuyor. 1883’ten beri kesintisiz çalışan Gorreana Çay Fabrikası, Avrupa’nın en eski çay üreticisi olarak ücretsiz ziyarete açık. Tarihi makinelerin çalıştığı üretim hattı yakından izlenebiliyor, ziyaretin sonunda küçük terasta bir fincan çay ikram ediliyor. Birkaç kilometre batıda 1920’lerde kurulup 2001’de yeniden faaliyete geçen Porto Formoso Çay Fabrikası da gezilebiliyor.
Azor Adaları’nda balina gözlemi nasıl yapılıyor?
Azor Adaları, dünyanın önde gelen cetacean gözlem bölgelerinden biri ve 2023’te Dünya Cetacean Birliği tarafından “Balina Mirası Bölgesi” ilan edildi. Pico ve São Miguel adaları, gözlem turlarının çıkış noktası. Yıl içinde 28 farklı tür takip edilebiliyor. En verimli aylar nisan-haziran arası.
