Ana SayfaSeyahat fikirleriTarihTünel’den Taksim’e Beyoğlu’nun tarihi pasajları

Tünel’den Taksim’e Beyoğlu’nun tarihi pasajları

Tünel’den Taksim’e uzanan İstiklal Caddesi’nde bir kapıdan içeri girdiğinizde avlular, eski oteller, tiyatrolar, sinemalar ve 19. yüzyıl Pera’sından kalan geçitlerle karşılaşabilirsiniz. Beyoğlu pasajlarının izinde yaklaşık 200 yıllık bir şehir hikâyesine çıkıyoruz.

Turkish Airlines Blog
Turkish Airlines Blog

Yazar ekibimiz tarafından yönetilen bu hesapla, seyahat tutkunları ve keşif meraklılarının keyif alacağı blog içerikleri üretiyoruz.

Özenle hazırladığımız içeriklerimiz aracılığıyla ilham vermeyi, bilgilendirmeyi, heyecanlandırmayı, eğlendirmeyi ve küçük ipuçları ile yolculuğunuzu kolaylaştırmayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda yola çıkmanın yenileyici ve özgürleştiriciliğini sizlere tekrar hatırlatmak istiyoruz.

Çünkü Tolstoy'un dediği gibi: “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar; Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir...”


Başlarken: Beyoğlu pasajları hakkında birkaç not

İstiklal Caddesi’nde yürümek yalnızca bir caddenin başından sonuna ilerlemek değil. Ana aksın iki yanında açılan dar kapılar, küçük avlular ve birbirine bağlanan sokaklar sayesinde aslında ikinci bir Beyoğlu’nun içinden geçiyorsunuz. Kimi zaman birkaç dükkânın sıralandığı dar bir koridor, kimi zaman çok katlı bir konut kompleksi, kimi zaman da sinema ve tiyatro salonlarıyla bütünleşmiş bir yapı karşınıza çıkıyor.

Bu mimari dünyanın önemli bir bölümü 19. yüzyılda Pera’nın büyük bir ticaret, eğlence ve konut merkezine dönüşmesi sırasında şekillendi. Avrupa kentlerindeki pasajlardan etkilenen ancak Beyoğlu’nun eğimli topografyasına, dar sokaklarına ve çok kültürlü gündelik hayatına uyarlanan yapılar, İstiklal Caddesi ile arka sokaklar arasında yeni geçişler oluşturdu. 1870 Büyük Beyoğlu Yangını sonrasında kâgir yapılaşmanın hızlanması da bugün gördüğümüz pasaj dokusunun gelişmesinde belirleyici oldu.

Ancak “Beyoğlu pasajları” derken yalnızca klasik anlamda pasajlardan söz etmiyoruz. Bu rota içinde Narmanlı Han gibi avlulu hanlar, Tokatlıyan gibi eski oteller, Atlas gibi konağın zamanla kültür kompleksine dönüştüğü yapılar ve Cercle d’Orient gibi sosyal hayatın merkezi olmuş binalar da var. Hepsini bir araya getiren şey, İstiklal Caddesi’nin görünür cephesinin arkasında başka bir kent dokusu meydana getirmeleri.

Beyoğlu’nu pasajların ötesinde mahalleleri, meydanları ve farklı şehir katmanlarıyla birlikte keşfetmek için İstanbul’un semtleri rehberimize göz atabilirsiniz.


Tünel’den Taksim’e Beyoğlu pasajları

Tünel Pasajı: Rotanın başlangıç noktası

Dünyanın en eski ikinci metrosu olan tarihi Karaköy-Beyoğlu Tünel hattı rayları ve yer altı tünelinde ilerleyen kırmızı füniküler vagonu
Dünyanın en eski ikinci metrosu olan tarihi Karaköy-Beyoğlu Tünel hattı rayları ve yer altı tünelinde ilerleyen kırmızı füniküler vagonu

Tünel Meydanı çevresi, 19. yüzyılın ikinci yarısında Beyoğlu’nun ulaşım ve ticaret hayatının en hareketli noktalarından birine dönüştü. İBB’nin tarihî ticaret yapıları envanterinde Tünel Pasajı 1886 yılına tarihleniyor. Yapı, Tünel çevresindeki sokak dokusuyla birlikte düşünüldüğünde pasajların yalnız alışveriş alanı değil, farklı sokakları birbirine bağlayan kentsel geçişler olarak nasıl işlediğini anlamak için iyi bir başlangıç noktası.

Buradan İstiklal Caddesi’ne doğru ilerlemek, Beyoğlu pasajlarının yaklaşık yarım yüzyıl içinde geçirdiği mimari dönüşümü de kronolojik olmayan ancak mekânsal olarak takip edilebilir bir rota halinde görme fırsatı sunuyor.

Narmanlı Han: Elçilikten sanatçıların avlusuna

Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde yer alan, sarı tonlu restore edilmiş cephesi ve beyaz sütunlarıyla tarihi Narmanlı Han binası
Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde yer alan, sarı tonlu restore edilmiş cephesi ve beyaz sütunlarıyla tarihi Narmanlı Han binası

Narmanlı Han’ın tarihi 1831’e uzanıyor. Uzun süre Rus diplomatik temsilciliğinin kullanımında kalan yapı, 1933’te Narmanlı ailesinin mülkiyetine geçti. Sonraki yıllarda Ahmet Hamdi Tanpınar, Aliye Berger ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi sanatçı ve yazarların burada yaşaması ya da çalışması, hanı Beyoğlu kültür tarihinin önemli duraklarından birine dönüştürdü.

2015 ile 2018 yılları arasındaki restorasyonun ardından avlu yeniden ticari ve sosyal kullanıma açıldı. İstiklal’in kalabalığından birkaç adım içeride genişleyen avlusu, Narmanlı Han’ın bugün de rotanın diğer yapılarından kolayca ayrılmasını sağlıyor.

Tünel, Şişhane ve Galata çevresini daha yerel bir rotayla deneyimlemek isterseniz Lokal İstanbul rehberimizde Galata-Şişhane-Pera üçgenine dair farklı öneriler de bulabilirsiniz.

Şark Pasajı: Beyoğlu’nun en eski geçitlerinden

Passage Oriental ya da Aynalı Şark Pasajı olarak bilinen yapı, 1840’lara tarihleniyor ve Beyoğlu’nun en erken pasaj örneklerinden biri kabul ediliyor. İstiklal Caddesi ile Asmalımescit tarafını birbirine bağlayan yapı, başlangıçta dükkânlar ve çok katlı han bloklarından meydana geliyordu. 1866’da bazı bölümleri değiştirildi ancak 1870 Büyük Beyoğlu Yangını’ndan kurtulmayı başardı.

Şark Pasajı’nı Beyoğlu tarihinde özel kılan unsurlardan biri de pastane kültürü. Lebon ve daha sonra Markiz gibi Pera’nın simgeleşmiş mekânları bu yapı çevresinde gelişti. Böylece pasaj, 19. yüzyıl ticaretinden Cumhuriyet dönemi edebiyat ve sanat çevrelerine uzanan uzun bir sosyal tarihin parçası oldu.

Suriye Pasajı: Üç binanın birleştiği küçük bir şehir

Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde 1908 yapımı neoklasik tarzındaki tarihi Suriye Pasajı'nın iç avlusu, kat pencereleri ve koridor görünümü
Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde 1908 yapımı neoklasik tarzındaki tarihi Suriye Pasajı’nın iç avlusu, kat pencereleri ve koridor görünümü

1901’de başlayan inşaatın 1908’de tamamlanmasıyla ortaya çıkan Suriye Pasajı, Mimar Demetre Th. Bassiladis’in tasarımı. İstiklal Caddesi’nden başlayan geçit Gönül Sokak ve Orhan Adli Apaydın Sokak yönlerine açılıyor. Yapı aslında ayrı ayrı tasarlanmış üç bölümden oluşuyor ve bunlar zaman içinde birbirine bağlanmış durumda.

Zemin katının ticaret, üst katlarının ise konut işlevine ayrılması, Suriye Pasajı’nı dönemin karma kullanımlı Beyoğlu yapılarının karakteristik örneklerinden biri hâline getirmiş. Yapının sinemayla ilişkisi de Beyoğlu’nun bu yeni eğlence biçimiyle erken tanıştığı döneme uzanıyor. İstanbul’daki ilk halka açık film gösterimlerinden biri 1896’da Galatasaray’daki Sponeck Birahanesi’nde gerçekleştirilmiş, 1911’de Suriye Pasajı’nda açılan Cine Central, diğer adıyla Santral Sineması ise bu erken sinema kültürünün pasaj içindeki devamını oluşturmuş. Böylece yapı, yalnızca karma kullanımlı mimarisiyle değil, Beyoğlu’nun erken sinema tarihindeki yeriyle de öne çıkıyor.

Pasajın farklı yönlere açılan kolları nedeniyle içeride yürürken tek bir bina yerine küçük bir sokak sistemi içinde ilerliyormuş hissine kapılabilirsiniz.

Petit-Champs Pasajı: Mezarlıklardan eğlence merkezine

Passage Petit-Champs, Fresko Pasajı ya da Pinto-Fresko Pasajı adlarıyla da karşınıza çıkabilir. Yapı bir dönem İstiklal Caddesi ile Tepebaşı’nı birbirine bağlıyordu. Adını ise Tepebaşı çevresinin geçmişte Petits Champs des Morts, yani “küçük mezarlık alanları” olarak anılmasından aldı.

Yapıyı ilk olarak Pinto ailesinin inşa ettirdiği, daha sonra banker Arslan Fresko’nun mülkiyetine geçtiği biliniyor. Konut bloklarının arasında gelişen pasaj özellikle 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında restoran, kafe ve eğlence mekânlarıyla ilişkilendirildi. Pasaj niteliğinin önemli bölümünü zamanla kaybetmiş olsa da Passage Petits-Champs adı bugün de aynı yapıda yaşamaya devam ediyor ve sanat, mimarlık, gastronomi ve etkinlik mekânlarını ağırlıyor.

Elhamra Han: Sinema ve eğlence tarihinin izinde

İstiklal Caddesi’nde Saint Antoine Kilisesi’nin karşısında yer alan Elhamra Han, 1920-1922 yılları arasında iş insanı Şerif Adapazarlı tarafından yaptırıldı. Yapı, 20. yüzyılın başında etkili olan Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın Beyoğlu’ndaki dikkat çekici örneklerinden biri. Cephede Osmanlı ve Selçuklu mimarisinden alınan kemer, konsol ve bezeme öğeleri Batılı mimari detaylarla bir arada kullanılmış. Dönemi için modern sayılan yapı, betonarme sistemi, asansörü ve kalorifer tesisatıyla da öne çıkıyordu. Elhamra’nın bulunduğu parselin gösteri sanatlarıyla ilişkisi ise daha eskiye uzanıyor; aynı alanda daha önce dönemin tanınmış eğlence mekânlarından Kristal Tiyatrosu bulunuyordu.

Hanla birlikte açılan Elhamra Sineması, 1920’lerden itibaren Beyoğlu’nun önemli sinema salonlarından biri hâline geldi. İstanbul Ansiklopedisi, salonu 1922-1940 yılları arasında Beyoğlu’nun en tanınmış sinemalarından biri olarak kaydediyor. Yapının sahne sanatlarıyla ilişkisi sonraki yıllarda da devam etti; 1960’larda aynı bölüm İstanbul Tiyatrosu tarafından kullanılıyordu.

Elhamra, adında “pasaj” geçmesine rağmen iki sokağı birbirine bağlayan klasik geçit pasajlarından değil. İstiklal Caddesi’nden girilen kapalı bölüm hanın iç dolaşımını ve sinema salonuna erişimi sağlıyordu. Bu özelliğiyle Elhamra Han, Beyoğlu’nda pasaj kavramının yalnızca bir geçiş biçimini değil, ticaret, sinema ve eğlence işlevlerini aynı çatı altında buluşturan daha geniş bir şehir kültürünü de ifade ettiğini gösteriyor.

Hazzopulo Pasajı: Kalabalığın ortasında saklanan avlu

İstiklal Caddesi ile Meşrutiyet Caddesi arasında uzanan Hazzopulo Pasajı, 15 Nisan 1871’de açıldı. Kaynaklarda Hacopulo adıyla da geçen yapı, üç ayrı kâgir blok ve bunların arasında yer alan geniş bir avludan oluşuyor. İstiklal ve Meşrutiyet caddelerindeki dar, üstü kapalı girişlerden ulaşılan açık avlu, pasajın en ayırt edici mimari özelliği. Zemin katlarda dükkânların, üst katlarda ise konutların bulunduğu yapı, ticaret ve gündelik yaşamı aynı yapı topluluğunda bir araya getiren 19. yüzyıl Pera pasajlarının karakteristik örneklerinden biri. Pasajın ayrıca Panayia İsodion Rum Ortodoks Kilisesi yönüne açılan bir bağlantısı bulunuyor.

Hazzopulo’nun önemi mimarisiyle sınırlı değil. Pasajın 13 numaralı dükkânında Ahmet Mithat Efendi’nin matbaası faaliyet gösteriyor, Namık Kemal’in başyazarlığını yaptığı İbret gazetesi de burada basılıyordu. 1872’de yayımlanmaya başlayan İbret, Tanzimat döneminin siyasal ve düşünsel tartışmalarının etkili yayınlarından biri haline geldi. Bu bağlantı, Hazzopulo’yu Beyoğlu’nun ticaret hayatının yanı sıra Osmanlı basın ve fikir tarihinin de önemli duraklarından biri yapıyor.

Pasajın avlu çevresindeki dükkânları tarih boyunca terzilerden kuaförlere, lokantalardan farklı ticarethanelere kadar çeşitli işletmelere ev sahipliği yaptı. Dar bir geçitten geniş bir iç avluya açılan planı sayesinde Hazzopulo, İstiklal Caddesi’nin yoğun kent dokusu içinde küçük bir meydan hissi yaratıyor. Bu mekânsal özellik, pasajı Beyoğlu’ndaki Avrupa, Çiçek ve Suriye gibi diğer tarihî geçitlerden ayıran başlıca unsurlardan biri.

Aznavur Pasajı: Art Nouveau izleri

İstiklal Caddesi üzerinde yer alan Aznavur Pasajı, kaynakların çoğunda 1893 yılına tarihleniyor. Pasajın bulunduğu alanda daha önce Café Commerce ve Café de Pera gibi dönemin tanınmış yeme içme mekânları bulunuyordu. Yapının mimarı olarak, İstanbul’daki pek çok önemli yapıda imzası bulunan Hovsep Aznavuryan gösteriliyor. İstiklal Caddesi’ne açılan dar cephesi, Art Nouveau etkili bezemeleri ve demir giriş kapısıyla pasaj, 19. yüzyıl sonu Beyoğlu mimarisinin dikkat çekici örneklerinden biri.

Aznavur başlangıçta İstiklal Caddesi’nden girilen bir “yarım pasaj” niteliğindeydi. 1924’te Meşrutiyet Caddesi yönünde ikinci bir bağlantı açılmasıyla iki cadde arasında geçiş sağlayan bir yapıya dönüştü. İki cadde arasındaki kot farkı nedeniyle Meşrutiyet Caddesi yönündeki bağlantıya merdivenlerle ulaşılıyordu. Bu ikinci giriş daha sonraki yıllarda kapandı ve pasajın tarihî geçiş düzeni değişti.

Pasaj geçmişte terzilerden saatçilere, kunduracılardan müzik aleti satıcılarına kadar farklı esnaf gruplarına ev sahipliği yaptı. Café Commerce’in Servet-i Fünun çevresinden edebiyatçıların uğrak yerlerinden biri olması da Aznavur Pasajı’nın yalnız ticaretle değil, dönemin sosyal ve kültürel hayatıyla da güçlü bir bağ kurduğunu gösteriyor.

Avrupa Pasajı: Aynalar ve heykeller arasında

Beyoğlu Balık Pazarı yakınında yer alan tarihi Avrupa Pasajı'nın (Aynalı Pasaj) cam tavanı, sıralı antikacı dükkanları ve hediyelik eşya vitrinleri
Beyoğlu Balık Pazarı yakınında yer alan tarihi Avrupa Pasajı’nın (Aynalı Pasaj) cam tavanı, sıralı antikacı dükkanları ve hediyelik eşya vitrinleri

Meşrutiyet Caddesi ile Sahne Sokak’ı birbirine bağlayan Avrupa Pasajı, 1870 Büyük Beyoğlu Yangını’nın ardından yeniden yapılaşan Pera’nın önemli ticaret yapılarından biri. Mimar Domenico Pulgher tarafından Neo-Rönesans üslupta tasarlanan pasaj 1874’te inşa edildi. Yapının bulunduğu alanda yangından önce, baloların ve farklı gösterilerin düzenlendiği Jardin des Fleurs, yani Çiçekler Bahçesi yer alıyordu. Pasajın inşasıyla bu eğlence alanının yerini dükkânların sıralandığı kapalı bir ticaret geçidi aldı.

Avrupa Pasajı’nın “Aynalı Pasaj” olarak anılması da mimari düzeninin bir parçası. Elektrikli aydınlatmanın henüz kullanılmadığı dönemde pasajdaki gaz lambalarının ışığını çoğaltmak amacıyla lambaların arkasına aynalar yerleştirildiği biliniyor. Cam ve demirle örtülü geçidin iki yanında sıralanan dükkânlar, kendi mahzenleri ve üst bölümleriyle yalnızca satış alanlarından oluşmuyordu. İç cephedeki nişlere yerleştirilmiş kadın figürlü heykeller, süslü madalyonlar, kemerler ve bezemeler de pasajın en ayırt edici ayrıntıları arasında.

19. yüzyılın sonlarında Avrupa Pasajı’nda kuaförler, terziler, saatçiler, kuyumcular, moda evleri, lamba satıcıları ve piyano yapımcıları gibi çok farklı mesleklerden işletmeler bulunuyordu. Bu çeşitlilik, pasajın dönemin Pera’sında yalnızca iki noktayı birbirine bağlayan bir geçit değil, alışveriş ve gündelik hayatın önemli merkezlerinden biri olduğunu gösteriyor. 20. yüzyılın sonlarında restorasyon geçiren yapı, sonraki dönemde daha çok antika ve turistik eşya satan dükkânların bulunduğu bir çarşı kimliği kazandı.

Çiçek Pasajı: Tiyatrodan Cité de Pera’ya

Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde 19. yüzyıl mimarisini yansıtan tarihi Çiçek Pasajı'nın (Cite de Pera) tonozlu cam kubbesi ve üst kat balkonları
Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde 19. yüzyıl mimarisini yansıtan tarihi Çiçek Pasajı’nın (Cite de Pera) tonozlu cam kubbesi ve üst kat balkonları

Çiçek Pasajı’nın bulunduğu köşenin kültür ve eğlence tarihi, pasajın inşasından daha eskiye uzanıyor. Burada 19. yüzyılda İstanbul’un en önemli gösteri mekânlarından Naum Tiyatrosu bulunuyordu. İtalyan operalarının sahnelendiği ve Osmanlı saray çevresinin de ilgi gösterdiği tiyatro, 1870 Büyük Beyoğlu Yangını’nda tamamen yandı. Yangının ardından arsayı Galata bankerlerinden Hristaki Zografos Efendi satın aldı ve İtalyan mimar Cleanthy Zanno’ya dönemin Avrupa pasajlarından esinlenen yeni bir yapı tasarlattı. 1876’da tamamlanan kompleksin zemin katında 24 dükkân, üst katlarında ise 18 daire bulunuyordu. Yapının bütünü Cité de Pera, dükkânların oluşturduğu bölüm ise Hristaki Pasajı adıyla anılıyordu.

Pasajın ilk dönemlerinde tütüncü, pastane, terzi, kürkçü, fırın, çiçekçi ve meyhane gibi çok farklı işletmeler faaliyet gösteriyordu. Bu karma kullanım, Çiçek Pasajı’nı yalnızca bir geçiş alanı değil, 19. yüzyıl Pera’sının alışveriş ve sosyal yaşam merkezlerinden biri haline getirdi. Yapı 1908’de Sadrazam Sait Paşa’nın mülkiyetine geçince Sait Paşa Geçidi adıyla anılmaya başladı.

Pasajın bugünkü adının yerleşmesi ise 20. yüzyılın ilk yarısına dayanıyor. Ekim Devrimi sonrasında İstanbul’a gelen Beyaz Rus göçmenler arasında çiçek satan kadınların da bulunduğu, zamanla Beyoğlu’ndaki çiçekçilerin burada yoğunlaştığı biliniyor. Cité de Pera’nın bir dönem çiçek mezatlarına da ev sahipliği yapmasıyla yapı önce Çiçekçiler Pasajı, ardından Çiçek Pasajı adıyla tanınmaya başladı. 1950’lerden itibaren çiçekçilerin yerini giderek meyhane ve lokantaların alması ise pasajın bugünkü yeme içme kimliğinin temelini oluşturdu.

Çiçek Pasajı’nın mimarisinde yalnızca zemin kattaki dükkân dizisi değil, üst katlardaki kemerli açıklıklar, balkonlar, heykelsi bezemeler ve ana cephedeki yoğun süsleme de dikkat çekiyor. Ticaret ve konut işlevlerini aynı yapı içinde bir araya getiren bu düzen, 19. yüzyıl sonu Pera’sında gelişen pasaj mimarisinin en tanınmış örneklerinden birini oluşturuyor.

Tokatlıyan: Pera’nın büyük oteller çağından kalan iz

Tokatlıyan’ın hikâyesi, Mıgırdiç Tokatlıyan’ın 1890’ların ortasında Beyoğlu’nda işlettiği kafe ve lokantayla başladı. Tokatlıyan, Üç Horan Ermeni Kilisesi Vakfı’na ait arazide önce Splendide adıyla bir kafe-restoran açtı. 1895 tarihli ticaret kayıtlarında Tokatlıyan’ın Beyoğlu’ndaki restoran ve konaklama işletmelerinden söz ediliyor; 1897’de ise birkaç odalı oteli Hotel Splendide adıyla faaliyete geçti. Otel kompleksinin asıl büyümesi ise 1900’lerin ilk yıllarında gerçekleşti. 1908’de başlayan yeni inşaat 1909’un sonlarına doğru tamamlandı.

Üç katlı ve yaklaşık 160 odalı otelin ana girişinde resepsiyon, merdiven ve asansör; iç bölümünde ise balo, kokteyl, nişan ve ziyafetlerin düzenlendiği salonlarla İstiklal Caddesi’ne bakan yemek ve kahve salonları bulunuyordu. Merkezi konumu, lokantası ve sosyal mekânları sayesinde Tokatlıyan yalnız konaklayan misafirlere hizmet veren bir otel değil, Pera’nın önemli buluşma noktalarından biri hâline geldi. Abdülhak Hamit, Süleyman Nazif ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi edebiyatçıların burada bir araya geldiği; otelin farklı dönemlerde Troçki, Josephine Baker ve Arabistanlı Lawrence gibi isimleri de ağırladığı aktarılıyor.

Mıgırdiç Tokatlıyan 1920’de işletmeyi damadı Nikola Medoviç’e devretti. Otel, 1945’te Konak Oteli adını aldı. 1958’de ise mülk sahibi Üç Horan Kilisesi Vakfı tarafından iş hanına dönüştürüldü. Böylece Tokatlıyan, 19. yüzyıl sonunun lüks otel ve restoran kültüründen Cumhuriyet döneminin iş hanlarına uzanan Beyoğlu tarihinin farklı evrelerini aynı yapı üzerinden izlemeyi mümkün kılan önemli duraklardan biri oldu.

Atlas Pasajı: Konaktan sinema ve tiyatro merkezine

Atlas Pasajı’nın çekirdeğini, banker ve iş insanı Agop Köçeyan’ın kışlık konutu oluşturuyor. Köçeyan’ın 1870 Büyük Beyoğlu Yangını’nda yanan evinin ardından, karşısındaki arsada yeni bir konak yaptırdığı biliniyor. Kaynaklarda Köçeyan Konağı olarak anılan yapı 1870’lere tarihleniyor ve Roma’daki Palazzo Farnese’den esinlenen anıtsal bir konut olarak tanımlanıyor. Neoklasik etkili cephesi, tavan süslemeleri, alçı rölyefleri ve mermer şömineleri yapının özgün mimari özellikleri arasında. 1918-1922 yılları arasında İngiliz işgal kuvvetleri tarafından mahkeme olarak kullanılan bina, daha sonra PTT Genel Müdürlüğü’nün kullanımına geçti.

Yapının kültür ve eğlence merkezi kimliği 1930’larda belirginleşmeye başladı. 1932’de gerçekleştirilen onarımın ardından kompleks eğlence ve sanat işlevleri kazandı. Atlas Sineması ise 1948’de 1.860 kişilik kapasitesiyle açıldı ve döneminin Beyoğlu’ndaki en büyük sinema salonlarından biri oldu. 1951’de binanın birinci katında oluşturulan Küçük Sahne, Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Fareler ve İnsanlar oyunuyla perdelerini açtı. Böylece Atlas, sinema ve tiyatronun aynı yapı topluluğu içinde buluştuğu önemli bir kültür merkezine dönüştü.

1992’de Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilen yapı, 2019’da kapsamlı bir restorasyon sürecine girdi. Restorasyonun ardından 2021’de Atlas 1948 İstanbul Sinema Müzesi açıldı. Müze, Türk sinema tarihine ilişkin afişlerden kişisel eşyalara ve dijital arşiv uygulamalarına uzanan bir koleksiyona ev sahipliği yaparken Atlas Sineması da gala, gösterim ve sahne etkinlikleriyle işlevini sürdürüyor. Bu yönüyle Atlas, 19. yüzyılda konut olarak başlayan hikâyesini sinema, tiyatro ve müzecilik üzerinden devam ettiren Beyoğlu’nun en katmanlı kültür yapılarından biri.

İstanbul’daki diğer kültür duraklarını da rotanıza eklemek isterseniz İstanbul’un en kapsamlı müze rehberi yazısına göz atabilirsiniz.

Anadolu Pasajı: Ragıp Paşa’nın Asya’sı

Atlas Pasajı’nın yanında, Halep Pasajı’nın karşısında yer alan Anadolu Pasajı, II. Abdülhamid’in mabeyincilerinden Ragıp Paşa tarafından 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında yaptırıldı. Ragıp Paşa’nın Beyoğlu’nda yaptırdığı Rumeli, Anadolu ve Afrika adlı üç ticaret yapısı, Osmanlı coğrafyasının Avrupa, Asya ve Afrika’daki topraklarına gönderme yapıyordu. Beş katlı kâgir yapı Neoklasik özellikler taşıyor. İstiklal Caddesi’nden Alyon Sokağı’na doğru uzanan doğrusal geçidinin iki yanında dükkânlar, üst katlarında ise konutlar bulunuyordu.

Anadolu Pasajı özellikle mefruşat, manifatura ve dekorasyon ürünleri satan mağazalarıyla tanınıyordu. Girişindeki Lazzaro Franco mağazası, İstanbul’daki yabancı elçiliklerin mefruşat gereksinimlerini karşılayan işletmeler arasındaydı. Pasajın ticari yapısı bu yönüyle 19. yüzyıl sonu Beyoğlu’nun yalnız yerel müşterilere değil, diplomatik çevrelere de hizmet veren kozmopolit alışveriş kültürünü yansıtıyordu.

Pasajın sosyal hayatındaki en bilinen mekânlardan biri ise Niko Valavanis Balabani’nin işlettiği Brasserie de l’Orient idi. 1934’te el değiştiren işletme faaliyetini sürdürdü. Peyami Safa, ressam Elif Naci ve İbrahim Çallı gibi isimler müdavimleri arasında anılıyor. Anadolu Pasajı böylece dükkânları ve konutlarının yanı sıra lokanta ve mekânlarıyla da Beyoğlu’nun gündelik yaşamına karışan yapılardan biri oldu. Günümüzde giriş katı bir mağazaya ev sahipliği yaptığından pasaj özelliğini kaybetmiş durumda.

Halep Pasajı: Sirkin içinden tiyatroya

İstiklal Caddesi No. 62’de yer alan Halep Pasajı’nın giriş kapısında 1885 tarihi bulunuyor. Pasaj, Halepli Hacar ailesinden bir kişi tarafından yaptırıldığı için bu adla anılmaya başladı. İlk dönemlerinde yapının caddeye bakan bölümünde birahaneler, banker ve tüccar büroları, müzik aleti satan dükkânlar ve bir süre İtalyan Mahkemesi yer alıyordu. Dört katlı olarak inşa edilen yapıya daha sonra bir kat eklendi. Neo-Rönesans etkileri taşıyan İstiklal Caddesi cephesindeki insan başı kabartmaları, bitkisel bezemeler ve arma, pasajın en dikkat çekici mimari ayrıntıları arasında.

Halep Pasajı’nı Beyoğlu kültür tarihinde özel bir yere taşıyan bölüm ise arka tarafta kurulan Cirque de Péra, yani Pera Sirki oldu. 19. yüzyılın sonlarında burada atlı gösteriler, cambazlık ve trapez gösterileri düzenleniyordu. İstanbul Ansiklopedisi kayıtları, dönemin ünlü cambaz topluluklarının Halep Çarşısı’ndaki kapalı gösteri alanını kullandığını da aktarıyor. Sirk salonunun 1904’te yanmasının ardından alan, mimar Campanaki tarafından tiyatroya dönüştürüldü. Varyete Tiyatrosu adıyla başlayan sahne yaşamı daha sonra Fransız Tiyatrosu olarak devam etti. Salon 1963’te Dormen Tiyatrosu tarafından kullanıldı, 1970’lerde ise bir süre sinema işlevi gördü.

1989’da Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular topluluğunun buraya yerleşmesiyle salonun tiyatro geleneğinde yeni bir dönem başladı. Aynı yıl pasaj içinde Beyoğlu Sineması da açıldı. Böylece Halep Pasajı, 19. yüzyıldaki sirk ve varyete gösterilerinden modern tiyatro ve sinemaya uzanan kesintili ancak güçlü bir kültür hattının taşıyıcısı oldu. Yapının 1984-1986 arasındaki yenileme sürecinde cadde cephesi korunurken arkasındaki pasaj bölümü büyük ölçüde yeniden inşa edildi.

Cercle d’Orient: Pera sosyetesinin kulübü

İstiklal Caddesi ile Yeşilçam Sokak’ın kesişimindeki Cercle d’Orient, 19. yüzyıl sonu Pera’sının sosyal hayatını temsil eden en önemli yapılardan biri. Abraham Paşa tarafından Alexandre Vallaury’ye yaptırılan binanın inşa tarihi kaynaklarda 1882-1884 aralığında veriliyor. Cephe ve arşiv kayıtları yapının bu dönemde tamamlandığını gösteriyor. Neoklasik ve Barok etkilerin bir arada görüldüğü yapı başlangıçta konut ve sosyal kulüp işlevlerini birleştiriyordu. Abraham Paşa binanın bir bölümünü kendisi kullanırken üst katların önemli bir kısmını dönemin seçkin sosyal kulüplerinden Cercle d’Orient’a kiraladı. Zemin katta ise zamanla lüks mağazalar, terziler ve farklı ticarethaneler açıldı.

Cercle d’Orient yalnızca bir kulüp değildi. Osmanlı bürokratlarının, diplomatların, Levantenlerin, yabancı iş insanlarının ve Pera’nın seçkin çevrelerinin bir araya geldiği; yemeklerin, toplantıların ve sosyal etkinliklerin düzenlendiği önemli bir buluşma noktasıydı. Kulübün daha sonra Büyük Kulüp adıyla faaliyetlerini başka bir yerde sürdürmesine rağmen Cercle d’Orient adı yapıyla özdeşleşti. Yapının arka bölümü de zaman içinde Beyoğlu’nun eğlence tarihinin önemli sahnelerinden birine dönüştü. 20. yüzyıl başında burada jimnastikhane ve sirk gibi farklı kullanımların ardından Skating Palas kuruldu; canlı orkestra eşliğinde paten yapılan, baloların, gösterilerin ve hokey karşılaşmalarının düzenlendiği bu salon dönemin İstanbul sosyetesinin gözde eğlence merkezlerinden biri oldu.

Skating Palas’ın kapanmasının ardından aynı kompleks bu kez Yeni Tiyatro’ya ev sahipliği yaptı. 1924’te açılan Melek Sineması ise ilerleyen yıllarda Emek Sineması adını alarak Beyoğlu’nun sinema kültürüyle özdeşleşen mekânlarından biri haline geldi. Böylece Cercle d’Orient ve çevresindeki yapılar, yıllar içinde sosyal kulüpten paten pistine, tiyatrodan sinemaya uzanan farklı eğlence biçimlerine ev sahipliği yaptı.

Cercle d’Orient’ın bahçesinde başlayan paten modasının İstanbul’daki serüvenini, Skating Palas’taki patenli baloları ve dönemin hokey karşılaşmalarını daha ayrıntılı öğrenmek için İstanbul’da geçmişten günümüze paten kültürü yazısına göz atabilirsiniz.

Rumeli Pasajı: Üç kıtalık projenin Avrupa ayağı

Ağa Camii’nin hemen yanında yer alan Rumeli Pasajı, II. Abdülhamid’in başmabeyincilerinden Sarıcazade Ragıp Paşa tarafından yaptırıldı ve 1894’te açıldı. İstiklal Caddesi’ndeki ana girişin üzerinde yapının adı Osmanlıca Rumeli Han, Fransızca Cité Roumeli ve Yunanca Agora Rumelias olarak yer alıyor. Aynı bölümdeki Hicri 1312 tarihi de 1894’e karşılık geliyor. Ragıp Paşa’nın birbirine yakın konumlarda yaptırdığı Rumeli, Anadolu ve Afrika hanları, Osmanlı coğrafyasının Avrupa, Asya ve Afrika’daki uzantılarına gönderme yapan bir yapı grubu oluşturuyordu.

Kâgir olarak inşa edilen Rumeli Han’ın üst katları konut, zemin katı ise ticaret için düzenlenmişti. Pasaj bölümünün farklı yönlere açılan beş kapısı bulunuyordu. Yapının genelinde Neoklasik etkiler görülürken İstiklal Caddesi’ne bakan ana girişte Barok ve Ampir üsluptaki süslemeler öne çıkıyor. Açıldığı yıllarda tuhafiyeciler, halıcılar ve bisikletçiler gibi farklı esnafın yer aldığı pasajda, Jean Cesar Reboul 1895’te daha sonra Rebul adını alacak Parisienne Eczanesi’ni açtı. İstanbul’un tanınmış lokantalarından Abdullah Efendi de 1915’ten 1960’lara kadar burada faaliyet gösterdi.

Rumeli Han’ın dikkat çekici bir başka bölümü ise yapının altında uzanan tarihî tünel. 2017’de başlayan restorasyon çalışmaları sırasında yeniden ortaya çıkarılan tünel, hanın uzun süre görünmeyen mimari katmanlarından birini oluşturuyor. Restorasyonun ardından sergi, konser ve farklı kültür-sanat etkinlikleri için değerlendirilmeye başlayan bu alan, Rumeli Han’ın İstiklal Caddesi seviyesinde görülen pasaj ve konut düzeninin altında başka bir dolaşım katmanı daha bulunduğunu ortaya koyuyor.

Afrika Han: Üç kıtalık projenin Afrika ayağı

Taksim yönünde bu hattın son duraklarından biri Afrika Han. Anadolu Pasajı ve Rumeli Han ile aynı adlandırma dizisinin parçası olan yapı, Ragıp Paşa’nın Beyoğlu’ndaki üç kıtaya gönderme yapan yatırımlarından biri.

1905 ile 1906 civarında inşa edilen Afrika Han, Anadolu ve Rumeli’den farklı olarak doğrudan İstiklal Caddesi’ne uzun bir cephe vermek yerine Büyükparmakkapı ile Küçükparmakkapı sokakları arasında yer alıyor. Dört ayrı bloktan oluşan yapının merkezindeki artı biçimli avlu, planın ayırt edici özelliği.

Afrika Han’ın küçük ölçekli daireleri de dönemine göre sıra dışı. Yaklaşık stüdyo daire boyutlarında tasarlanan konut birimleriyle yapı, büyük ve gösterişli Beyoğlu apartmanlarından farklı bir yaşam modeli sunuyordu. Alt bölümlerde ise ticari kullanımlar bulunuyordu.

Uzun süren restorasyon sürecinin ardından Afrika Han 2025’te yeni bir işleve kavuştu. Tarihî yapı bugün Moxy Istanbul Beyoğlu adıyla otel olarak kullanılıyor; Marriott’un açılış duyurusunda da yapının Afrika Han olduğu açıkça belirtiliyor.

Böylece Ragıp Paşa’nın üç yapısı da rotada yerine oturuyor: Anadolu, Rumeli ve Afrika.

Geç Osmanlı döneminin İstanbul’da bıraktığı mimari izleri daha geniş bir çerçevede görmek için İstanbul’da Osmanlı Mimarisi rehberimize de göz atabilirsiniz.

Beyoğlu pasajlarını özel yapan yalnız yaşları ya da süslü cepheleri değil. Birkaç yüz metre içinde eski bir Rus diplomatik yapısından 19. yüzyıl alışveriş pasajına, bir gazete matbaasından at cambazhanesine, büyük bir Pera otelinden sinema müzesine geçmek mümkün. Üstelik bütün bu yapılar aynı hikâyeyi anlatmıyor. Bazısı geçit işlevini kaybetmiş, bazısı neredeyse bütünüyle yeniden yapılmış, bazısı başka bir işleve uyarlanmış, bazısı ise hâlâ iki sokağı birbirine bağlıyor. Beyoğlu’nun asıl zenginliği de burada ortaya çıkıyor: Şehir yalnız anıtlarını değil, dönüşümlerini de görünür kılıyor. İstiklal Caddesi’nde bir sonraki yürüyüşünüzde yalnız vitrinlere değil, binaların arasındaki dar girişlere de bakın. Çünkü Beyoğlu’nun yaklaşık iki yüzyıllık şehir hafızasının önemli bir bölümü hâlâ bu girişlerin ardında.


Sık sorulan sorular

Beyoğlu’nda kaç tarihi pasaj var?

Bunun tek bir kesin cevabı yok çünkü “pasaj” tanımı kaynağa göre değişiyor. İBB envanterinde İstiklal Caddesi ve çevresinde çok daha fazla tarihî ticaret yapısı bulunuyor. Bazı akademik haritalar gerçek pasajlarla han, otel ve kompleksleri birlikte değerlendiriyor. Bu yazıdaki 17 durak, Tünel’den Taksim’e uzanan tarihî pasaj ve bağlantılı yapı hattını temel alıyor.

Anadolu Pasajı ile Afrika Han aynı yapı mı?

Hayır. Anadolu Pasajı ve Afrika Han birbirinden ayrı yapılardır. Her ikisi de II. Abdülhamid’in mabeyincilerinden Ragıp Paşa’nın Rumeli Han ile birlikte üç kıtaya gönderme yapan yapı grubunun parçalarıdır. Anadolu Pasajı Asya’yı, Rumeli Han Avrupa’yı, Afrika Han ise Afrika’yı temsil eden adlandırma sistemine dahildir. Konumları ve planları da birbirinden farklıdır.

Beyoğlu’nun en eski pasajı hangisi?

Bugün bu rota içinde gördüğümüz yapılar arasında Şark Pasajı 1840’lara uzanan tarihiyle en erken örneklerden biri. Hazzopulo 1871, Avrupa 1874 ve Çiçek Pasajı 1876 tarihli. Narmanlı Han daha eski olsa da klasik anlamda pasaj değil, avlulu bir han kompleksi.

Beyoğlu pasajlarının hepsi özgün halinde mi?

Hayır. Aznavur’un özgün yapısı yıkılarak 1980’lerin sonunda yeniden inşa edildi; Halep’in de cadde cephesi dışındaki önemli bölümleri 1980’lerde değiştirildi. Çiçek Pasajı büyük bir çöküşün ardından restore edildi. Bu nedenle Beyoğlu pasajları yalnız 19. yüzyıl mimarisini değil, İstanbul’un tarihî yapıları koruma ve yeniden kullanma biçimlerini de gösteriyor.

Beyoğlu pasajlarını gezmek için en iyi başlangıç noktası neresi?

Tünel’den başlayıp Taksim’e doğru yürümek, tarihî yapıların birbirleriyle olan konumlarını daha rahat takip etmeyi sağlıyor. Rotayı ters yönde yapmak da mümkün. Taksim’den başlayanlar yürüyüşü Tünel’de tamamladıktan sonra Galip Dede Caddesi üzerinden Galata’ya devam edebilir.

*Blogumuzda yer alan bu yazının tarihi bazı güncellemelerden dolayı yeni görünüyor olabilir. Yazının içeriği yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır ve yazıda yer alan fiyat, ulaşım gibi bazı bilgilerin değişmiş olması mümkündür. Göz önünde bulundurmanızı rica ederiz.

Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin

Bunlar da var!

Daha Fazla