Birçoğumuz Venedik’e dair bu bilgilere sahibizdir. Peki ya kaçımız Venedik’in aslında bir “ada şehir” olduğunu biliyor? İtalyanca “Venezia” olarak adlandırılan şehir aslında 118 adacık üzerine kurulmuş bir adacıklar topluluğudur. Veneto bölgesinin başkenti olan Venedik’in adacıklarını 170 kanal birbirinden ayırırken, bu kanallar üzerinde yer alan 400 civarında köprü de adacıkları birbirine bağlar.
İrili ufaklı onlarca köprünün en önemlisi hiç şüphesiz Venedik’i Avrupa kıtasına yani anakaraya bağlayan 4 km uzunluğundaki Özgürlük Köprüsü’dür (Ponte della Libertà). Köprü üzerinde yer alan kara ve demiryolu ulaşım ağı da turistleri Venedik’e ulaştırma vazifesini yerine getirir. Venedik, Avrupa’nın kara taşıtlarına izin verilmeyen tek büyük kentidir.
“Kanallar Şehri”, “Maskeler Şehri”, “Sular Şehri”, “Köprüler Şehri”, “Batan Şehir” gibi tanımlarla anılan Venedik’te görülmesi gereken birçok yer, yapılması gereken pek çok aktivite vardır. Kişiden kişiye yapılacaklar listesi değişiklik gösterecek olsa da, herkesin listesinde bulunan ortak maddeler şunlardır:
- San Marco Meydanı’nda (Piazza San Marco) takıl!
- Çan Kulesi’nden (Campanile di San Marco) Venedik şehrini izle!
- İç Çekme Köprüsü’nü (Ponte dei Sospiri) gör!
- Büyük Kanal’da (Grand Canal) gez!
- Rialto Köprüsü’nden geç!
- Gondol gezisi yap!
- Şehirden ayrılmadan önce hatıra olarak bir maske al!
Gerisi ise size, keyfinize, hayal gücünüze kalıyor.
Bünyesinde yerel halktan çok turist barındıran bir şehir Venedik… Günümüzde yerleşim yeri olarak ana kara üzerinde yer alan Mestre bölgesi kullanılıyor. Böylelikle tarihi Venedik turistlere kalıyor.
New York Times’ın “kuşkusuz insan eliyle yapılmış en güzel şehir” olarak tanımladığı Venedik’te iğne atsanız yere düşmeyecek bir turist kalabalığıyla karşı karşıya kalacaksınız. Bu yüzden kalabalığa karşı koymayın. Daracık sokaklarda savaş vermeyin. Haritalarınızı, rehber kitaplarınızı bir kenara bırakın ve kendinizi kalabalığın akışına bırakın. Haritalarla yol bulamayacağınız, mutlaka kaybolacağınız bir yerdesiniz; bu kayboluşun tadını çıkarın. Sokaklarda sizlere rehberlik edecek sadece iki adet tabela gözünüze ilişecektir. Biri sizi Rialto Köprüsü’ne, diğeri ise San Marco Meydanı’na götürecektir. Bu tabelaları veya kalabalıkları izleyin.

San Marco Meydanı (Piazza San Marco) tüm sokakların, kanalların en sonunda ulaştığı noktada yer alan Venedik’in dünyaca ünlü ana meydanıdır. Bizans mimarisinden esinlenerek 13. yüzyılda tamamlanmış San Marco Bazilikası (Basilica di San Marco), Dükler Sarayı (Palazzo Ducale), Saat Kulesi (Torre dell’Orologio) ve Çan Kulesi (Campanile di San Marco) meydanın önemli yapılarındandır. San Marco Meydanı’nın ünü sadece bu tarihi yapılardan gelmiyor; aynı zamanda elinizdeki bisküvi vb. kırıntıları yemek üzere hazır bekleyen, meydana geldiğiniz anda etrafınızı saracak olan güvercinlerden de geliyor. Meydan tarihi dokuya sahip yapılar, oturup soluklanabileceğiniz kafeler ve birbirinden güzel hediyelik eşyalar satın alabileceğiniz mağazalarla doludur. Venedik’e gittiğinizde dönüp dolaşıp uğrayacağınız, Venedik’in kalbi durumunda bir yerdir.
Meydandan ayrılmadan önce yapmanız gereken şeylerden biri; 1514 yılında yapılan orijinali 1902 yılında çöktüğü için 1912 yılında yenilenen 98 metrelik Çan Kulesi’nin tepesine çıkıp Venedik’in nefes kesen muhteşem şehir manzarasını seyretmek olsun!
Meydanın yakınlarındaki, Dükler Sarayı’na bağlanan İç Çekme Köprüsü (Ponte dei Sospiri) de mutlaka görülmelidir. Söylenenlere göre mahkumlar hapishaneye nakledilmeden önce son kez bu köprüden geçerken parmaklıların ardından dışarıya, Venedik’in güzel manzarasına son bir kez bakıp iç çekerlermiş. Bu yüzden de köprüye bu isim verilmiş. Bir başka hikayenin anlattığına göre de; beton o kadar kalın/parmaklıklar üzerindeki boşluk o kadar darmış ki aslında hiçbir şey görünmüyormuş buradan. Venedik Cumhuriyeti zamanında genellikle hapis cezası alan mahkumlar hapishane koşulları sebebiyle bir daha serbest kalamıyorlarmış. Bu yüzden de bu köprüden geçerken iç çekiyorlarmış.
Tabelaları takip etmeye devam ettiğinizde, yolunuz Büyük Kanal’la ve kanal üzerindeki en eski ve en meşhur köprü olan Rialto Köprüsü ile kesişir.
Derinliği yaklaşık 5 metre olan Büyük Kanal, 4 km’lik ters “S” şekline benzer kıvrımlarıyla tüm Venedik’i bir baştan bir başa geçer. Tamamen deniz yollarıyla ulaşımın sağlandığı Venedik için bu kanal ana yol sayılabilir ve görülesi birçok yapı da yine bu kanal üzerinde yer almaktadır. Bu yüzden vaktiniz varsa üzerinde kanal turu yapılması tavsiye edilir.

Yeni yapılan köprü ile beraber 4 büyük köprü Büyük Kanal’ın iki kıyısını birbirine bağlar. Bu köprülerden en meşhuru ve görülesi olanı ise Rialto Köprüsü’dür (Ponte di Rialto). 1591 yılında yapılmış olan köprü, 1524 yılında çökmüş olan orijinal ahşap köprünün aynı mimarisiyle modernleştirilmiş halidir. Günümüzde, üzerinde yer alan turistik eşya satan dükkanlarıyla her daim tıklım tıklımdır.
Son bir durağımız daha var. Büyük Kanal üzerinde tüm heybetiyle yükselen Salute Bazilikası. 1600’lü yılların ortalarında ortaya çıkan veba nedeniyle halkın önemli bir bölümünün öldüğü dönemde yapılan bu kilise Meryem Ana’ya ithaf edilmiş. Gerek mimarisi gerekse de içerisinde barındırdığı sanat eserleri, görülmeye değer.
San Marco Meydanı’nı ve Bazilikası’nı gezdik. Çan Kulesi’nin tepesine çıkıp Venedik şehrini de gördük tepeden. Sonra sokaklar arasında yer alan irili ufaklı onlarca dükkanda birbirinden güzel maskeleri, el işi dantelleri, cam eşyaları büyük bir merak ve hayranlıkla inceledik. Venedik hatırası olarak bir adet de maske almayı ihmal etmedik tabii. Sonra Büyük Kanal’a ulaştık. Deniz otobüsleri, vaporetteler, gondollar… Venedik’in trafiği de bu! Rialto Köprüsü’nün üzerinden Venedik şehrinin iki karasını ve üzerinde yer alan birbirinden güzel yapıları seyrettik. Şimdi ise tüm yorgunluğumuzu alacak olan gondol turuna hazırız!

Venedik deyince aklınıza ilk ne gelir diye biri sorsa, sanırım herkesin cevabı “gondollar” olacaktır. Kitaplar, filmler, belgeseller… Her seferinde Venedik şehri gondollarıyla eş anılmıştır. Şehrin geneline yayılmış olan 400 civarı gondolu görünce siz de zaten hemfikir oluyorsunuz yazılıp çizilenlerle. Eskiden şehrin tek ulaşım aracı olan gondollar günümüzde turistik bir etkinliğe dönüşmüş ve ziyaretçilerin kanal gezilerinde tercih edilir olmuş vaziyette. Filmlerde gördüğümüz çizgili kıyafetli şapkalı gondolcular ve müzisyenler eşliğinde keyifli bir kanal gezisi yapmadan, Venedik’in ara sokaklarını bir de kanallar üzerinde keşfetmeden siz siz olun Venedik’ten dönmeyin.
Yazıyı sona erdirmeden son bir tavsiyem daha olacak: Murano ve Burano. Gezilip görülesi onlarca bina, kilise, saray, yüzlerce köprü, sanat dolu meydanlar, insan dolu sokaklar olsa da, genel olarak Venedik 1-2 günde her yerini görebileceğiniz bir şehir. O yüzden hazır buralara kadar gelmişken vaporettolarla ulaşılabilecek iki adaya Murano ve Burano adalarına mutlaka gitmelisiniz. Her iki adanın da kendine has dokusu, kendine has değerleri var.
Onuncu yüzyıl başlarından itibaren cam işçiliği konusunda adını duyurmuş Murano Adası. İlgili dönemlerde sarayların ve aristokratların evlerini süsleyen cam işlemeleri buralarda yapılırmış. Günümüzde hala ayakta kalan cam fabrikalarını gezebilir, cam üfleme şovlarını seyredebilir, atölyelere katılıp kendi cam işlemenizi yapabilirsiniz. Ayrıca birbirinden güzel cam hediyelik eşyalarından satın alabilirsiniz.

Bir diğer önemli ada olan Burano ise dantel işçiliği ile meşhurdur. Sıra sıra dizilmiş rengarenk binalarla bezeli adada da bir dantel okulu açılmış ve buralarda da atölyeler düzenlenmektedir.

Fotoğrafa meraklı gezginler Venedik Karnavalı’nı, sinefiller de Venedik Film Festivali’ni kaçırmamalı.
Venedik…
Kanallarıyla, gondollarıyla, festivalleriyle, adalarıyla her damağa uygun bir lezzet barındıran bu güzel şehir sizlerin ziyaretini bekliyor.
Daha fazla bekletmeyin!